Galatasaray Guardı Tan Yıldızoğlu’dan Eurohoops’a: Kerem Tunçeri, Pistiolis, Spanoulis, NBA Hedefi ve Diğerleri…

by Doruk Karaca / info@eurohoops.net

“Herkes belli bir potansiyel ile doğar. Potansiyelinizin zirvesine asla ulaşamayabilirsiniz ama buna ne kadar yaklaşacağınız, bedelini ödemeye ne kadar hazır olduğunuza bağlıdır.”

Modern basketbolun öncülerinden Red Auerbach, başarılı olmanın bedelinin ağırlığına dikkat çeken isimlerden yalnızca biriydi. 2004 doğumlu basketbolcu Ege Tan Yıldızoğlu da henüz ilkokul 3. sınıfta, başarıyı yakalamanın bedellerini ödemeye hazır olduğuna karar vermişti bile. Onu ING Basketbol Süper Ligi’nde, TB2L’de, Basketbol Gençler Ligi’nde izlemiş veya adını sosyal medyada duymuş olabilirsiniz.

Genç oyuncunun ismine yalnızca bizler aşina değiliz. EuroLeague efsanesi Vassilis Spanoulis de Tan’ı, onun doğuştan bir lider olduğunu bilecek kadar tanıyor. Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi guardlardan Kerem Tunçeri, 18 yaşındaki oyuncunun potansiyelinin hayli farkında. Koç Ceyhun Yıldızoğlu ve eski milli basketbolcu Aylin Yıldızoğlu, çocuklarının gelişimi için gerektiğinde başka şehirlerde yaşamayı göze almış durumda.

30 Temmuz’da İzmir’de gerçekleşecek U18 Avrupa Şampiyonası, Galatasaray NEF oyuncusu Tan Yıldızoğlu gibi birçok yıldız adayına ev sahipliği yapacak. Türkiye’nin 2004 jenerasyonu, turnuvanın favorileri arasında gösteriliyor. Şu sıralar Bolu’da kampta olan milli takımın guardı ile haftasonu için verilen arada buluştuk.

Öncelikle hoş geldin.

T: Hoş bulduk.

Seni direkt olarak ailen üzerinden tanımlamak istemiyorum ama sporun içi içinde doğan bir çocuk olmak, bugün seni sen yapan özelliklerin önemli bir parçasıdır diye düşünüyorum. Nasıl bir çocukluk geçirdin ve ne zaman “Ben de bir gün basketbolcu olabilirim.” dedin?

T: Aslında ilk hedefim basketbolcu olmak değildi. Spor hayatıma öncelikle futbol ve yüzme ile başladım. Basketbol, bu iki sporun arkasından geldi. Babam Galatasaray’da antrenörken ben futbol oynuyordum Galatasaray’da. 1. sınıftayken basketbol ile hiç ilgilenmiyordum. Devamında bu üç sporu da yapmaya başladım. 3. sınıfta Mersin TED Koleji’ne girdiğimde “Ben basketbolcu olacağım.” dedim. Sonrasında zaten babamla çalışmalarım başladı ve geri dönülmez bir yola girdim. O kadar yüksek tempoyla çalışıyordum ve evde hedefleri o kadar yüksek insanlarla birlikteydim ki, ister istemez o heyecanı ve hırsı kazandım.

Tarsus Amerikan Koleji (TAC) ve Mersin Büyükşehir Belediye formaları giydiğin dönem kariyerin için önemliydi. Öncesinde Anadolu Efes ile İstanbul’a gelmiş, Pınar Karşıyaka ile de kısa bir İzmir dönemi geçirmiştin. 2020’nin başından itibaren Covid-19 birçok sporcu için hayatı zorlaştırdı ve çoğunun gelişimini durdurdu. Bu durumun aksine, performansındaki en büyük gelişimi 2021 yılına girilirken gördüm. Bu yoruma katılıyor musun ve sebeplerini neye bağlıyorsun?

T: Tarsus Amerikan Koleji’ndeki öğretmenlerim, başkanlarım, antrenörlerim, sınıf arkadaşlarım… Hepsinin bana çok yardımı oldu. Online olmasına rağmen okulumuzun eğitimi ağırdı. Dersleri takip etmem gerekiyordu. Öğretmenlerim ve başkanımız bu konuda hep yanımdaydı. Kaçırdığım dersleri gelip sonradan bana anlatıyor ve bana ellerinden geldiğince kolaylık sağlıyorlardı. Böyle bir fırsatım olunca babamla antrenmanlara çok ağırlık verdik. İdman sürem bir hayli arttı. O yaz derslerim de olmadığı için, sabah 6’da koşu yapıyordum, döndüğümde antrenman, eve geldiğimde ise kuvvet çalışmalarımı sürdürüyordum. Aslında çok zor bir yıldı. En önemlisi, maça çıkamıyorduk. Bazı insanlar o dönem hırsını ve özgüvenini kaybetti. Ben özellikle çok fazla eski maç da dahil olmak üzere EuroLeague maçları izledim. Heyecanımı kaybetmedim, tam tersine oyunu özledikçe daha da hırslandım.

Bu gelişimin ardından da zaten Galatasaray NEF kapını çaldı. Transfer ve taşınma sürecin nasıl gerçekleşti? İstanbul’da geçirdiğin ilk senenin olumlu ve olumsuz yanları neydi?

T: Son ana kadar Galatasaray’a geleceğim kesinleşmemişti. Ben TAC’de sonuna kadar kalmayı düşünüyordum. Takımın başına tam da Necati abi (Güler) gelmişti. Onun da bana çok katkısı olacağına inanıyordum. Necati abiyle hiç oynayamadım. O kadar ani bir karar oldu ki kardeşimin okul kaydını oraya yaptırdık. Durum böyle olunca annem ve kardeşim orada kaldı, ben ve babam İstanbul’a taşındık. Galatasaray NEF A takımı bana çok güvendi. Turgay abi (Zeytingöz), Barış Nane, yardımcı antrenörlerimiz Cenk Akyol ve Ümit Temoçin benimle çok ilgilendi. İlk başta A takıma girmeye çekiniyordum. Farklı yabancı oyuncular ve çok büyük insanlarla oynayacak olmak gözümü korkutmuştu. Takıma girdiğim andan itibaren ise kimse bana beklediğim gibi bir genç oyuncu muamelesi yapmadı. İlk idmanlarıma çıktığımda Melo Trimble ve Dee Bost’un bana karşı ekstra sert oynadığını düşünmüştüm. Tam tersi, onların kendi normallerinin bu olduğunu sonradan anladım. Basketbol gerçekten çok sert oynanıyor. Bu durumla barışmak hoşuma gitti. İdmanlar tabii ki sert geçiyor ama ilişkilerimiz çok iyi. Olumsuz yanlarına gelecek olursak, bir anda inanılmaz yoğun bir tempoya girdim. Gençler ligi, TB2L, A takım ve okul takımı antrenmanları üst üste geliyordu ve çok yoruluyordum. Buna ayak uydurmak başlangıçta kolay olmadı ve bireysel antrenman sayımda da hafif bir düşüş yaşandı. Ancak İstanbul’a taşındıktan sonra istediğim gelişimi gösterdiğimi ve her anlamda ileriye gittiğimi düşünüyorum.

BGL’de başarılı bir sezon geçirdiniz. Özellikle Darüşşafaka’yı elediğiniz Playoff serisinde üst üste triple double’lar yaptın ve seriye damga vurdun. Guardlar günümüz basketbolunda hücumların hızlı başlaması isteği ile tercihen ribaundlarda geçmişe göre daha başarılı oluyor. Oyunun boyalı alandan gittikçe uzaklaşması da ribaundcu guardların sayısının artmasını sağladı ama senin ribaund rakamlarını sadece bunlarla açıklamanın haksızlık olacağını düşünüyorum. Bu konuda özel bir çaban ve yeteneğin var. Ribaund zamanlamanı geliştirmek için herhangi bir çalışma yapıyor musun?

T: Doğruyu söylemek gerekirse ben de kendimi bu konuda başarılı buluyorum. Babamla çok fazla “coast to coast drill” çalıştık. O idmanlar, babamın şut atması ve benim seken topları almamla başlıyordu. Bunun büyük bir katkısı olmuş olabilir çünkü her antrenmanın içine kattığımız bir çalışmaydı. Onun dışında gerçekten de ribaund sezgime fazlasıyla güveniyorum. Belki de düşündüğüm kadar alakası yoktur ama topun nereye sekeceğini anlama yeteneğimi çok fazla maç izlememe ve oynamama bağlıyorum.

Yarı final serisi Darüşşafaka maçları kadar kolay geçmedi ve şampiyon Gaziantep Basketbol’a elendiniz. Bu 2 maç sana neler kattı? Çok maç izlediğinden bahsediyordun, peki kendi maçlarını yeniden izleyip çalışıyor musun, maç okumalarını nasıl yapıyorsun?

T: Antep çok sert bir takım. Ben bizim takımın daha yetenekli olduğuna inanıyorum ancak Gaziantep daha fazla emek verdi. Sahada daha yetenekli olan takım değil, daha fazla emek veren takım kazanır. Fazlasıyla sert oynadılar ve bunun meyvesini aldılar, biz hem bu sertliğe cevap veremedik hem de sadece yeteneklerimiz üzerinden oynamaya çalıştık. Mağlubiyet kaçınılmaz oldu diyebilirim. 2 saatlik bir maçımı babamla en az 4 saatte izliyoruz. “Şu topu çalabilirdin, bu ribaundu alabilirdin, hücumda burada olman lazımdı.” gibi tavsiyelerle hem teknik hem de oyun enerjisi yönünden babamdan geri bildirimler alıyorum. Tek başımayken kötü oynadığım maçları izlemekte zorlanıyorum. “Bu hatayı nasıl yaparım?” diye düşünüp kendime çok kızıyorum. Kötü oynadığım maçları da yine de 2-3 kez izliyorum. Modum ve özgüvenimin düştüğü dönemler çok iyi oynadığım bir maçı açar ve mutlaka izlerim.

Gaziantep serisinde maç başlamadan önce Galatasaray formalı çocukların sana yoğun ilgisi oldu, çoğunun formalarını imzaladın. Bu tarz bir ilgiyle karşılaşmak nasıl hissettiriyor?

T: A takımda aldığım sürelerin bunda etkisi büyüktü. Orada ben değil başka bir arkadaşım olsa onlar da aynı ilgiyi görecekti. Çok hoş bir duygu, insan “Bir şeyler başardım ki insanlar bana böyle ilgi gösteriyor.” diye de düşünüyor tabii. Başkalarından, özellikle küçük çocuklardan sevgi ve takdir görmek beni mutlu etti.

Bu sezon Galatasaray NEF formasıyla A takımda da ara ara süre aldın. Andreas Pistiolis takımın başına geçtikten sonra inanılmaz bir galibiyet serisi yakaladınız. Galatasaray taraftarı da Sinan Erdem Spor Salonu’na akın etti. Böyle bir atmosferde forma şansı buldun, Galatasaray taraftarı hakkında neler söylemek istersin?

T: Gerçekten basketbolu bilen inanılmaz bir taraftar grubuna sahibiz. Nerede nasıl tepki göstereceklerinin ve nasıl bağıracaklarının bilincindeler. Biz maç kazandıkça daha fazla taraftar gelmeye başladı, bununla birlikte biz de daha büyük bir ivme kazandık. Özellikle Anadolu Efes serisinde muhteşem bir tribün vardı. Bahçeşehir Koleji serisinde de ilk Anadolu Efes maçında da başarılı performanslar sergilemiştik. Ben, bu ilgiyi sonuna kadar hak ettiğimizi düşünüyorum.

Takımda sana mentorluk yapabilecek birçok tecrübeli isim bulunuyor ama bana kalırsa gelişimin için en kritik 2 isim de takım elbise giyiyor. Kerem Tunçeri ve Pistiolis. Bu ikiliyle ilişkin nasıl?

T: Bahçeşehir Koleji maçında kenardaydık. Pres yapıyorlardı, guardlarımızdan biri hata yaptıktan sonra Kerem abi yanıma geldi ve “Burada hata ne?” diye sordu. Sık sık böyle küçük quiz’leri oluyor. Kerem abinin neredeyse tüm maçlarını izledim. Özellikle Real Madrid formasıyla oynadığı maçları belki çoğu kişi bilmez ama ben hepsini izlemeye çalıştım. Kendisiyle çok iyi bir iletişimimiz var. Benim transferimde büyük bir rolü vardı, gelirken onun burada olduğunu bilmek çok önemli bir faktördü. Bence Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi guardı. Benim için gerçekten de bir mentor gibi. Pistiolis de çok büyük guardlar ve koçlarla çalışmış biri. Geldiği dönemin ilk 12 günlük kısmını turnuvalarımdan dolayı kaçırmıştım, sonrasında da henüz bireysel olarak çalışma imkanı bulamadık ama onun da bana çok katkı sağlayacağına inanıyorum. Pistiolis geldiğinden beri antrenmanlarda özgüvenim arttı. Hata yapmaktan korkmamaya başladım.

Kerem Tunçeri demişken, kendisinin senin de bahsettiğin gibi çok başarılı bir kariyeri oldu. Ancak, Türkiye’de altyapı seviyesinde başarılı guardlar çıksa da A takım seviyesine gelindiğinde aynı başarının devam etmediğini sıkça görüyoruz. Baktığımızda, milli takımın son yıllardaki guardları Bobby Dixon, Scottie Wilbekin ve Shane Larkin gibi isimler oldu.

T: Hatta Emir Preldzic’i de bu listeye ekleyebiliriz.

Evet, Preldzic’i de point forward kategorisine alalım. Bu kontenjanı dolduran oyuncuların, tek bir pozisyonda doğan ihtiyaçları karşılamaya yönelik hamleler olması tesadüf değil, sence altyapıda bunun önüne geçmek için nasıl bir yol izlenmeli? Küçük yaşlardan itibaren uzun oyuncuların üzerine daha fazla düşülüyor olabilir mi?

T: Bazı guardlar bence küçükken kuvvetiyle öne çıkıyor. İleride fizik ve kuvvet farkı kapanıyor. Amerikalı guardlar özellikle atletizm, Sırp ve İspanyol guardlar ise ball handling – fundamental açısından fark yaratıyor. Küçük yaşlarda fiziksel gelişimi öncelik olarak görmüyor, fundamental eğitimlerini ön planda tuttukları için bizden daha üst seviyede olabiliyorlar. Uzun ve kuvvetli oyuncuların daha çok üzerine düşülmesi gibi bir durum var mı, açıkçası pek bilmiyorum. Böyle bir hata yapılıyorsa da sadece Türkiye’de yapılmıyor. Malcolm Gladwell’in yazdığı Outliers (Çizginin Dışındakiler) kitabını okumuştum. Bir hokey milli takımı ele alınıyordu. Oyuncuların neredeyse hepsi temmuz ayından önce doğmuştu. Ocak ayında doğan bir çocukla temmuz ayında doğan bir çocuğun gelişimi haliyle aynı olmuyor ama aslında bu ileride kapanacak bir fark. Küçük yaşta ocak ayında doğan çocuk seçiliyor ve ön planda tutuluyor çünkü diğerlerinden daha büyük ve kuvvetli. Böylece daha iyi antrenörler ve oyuncularla çalışma fırsatı yakalıyor. Ancak küçük olan çocuk daha yetenekli ve potansiyelli olsa da bu fırsatları yakalayamıyor. Bu örneğin konumuzla benzer bir durum olduğunu düşünüyorum. Bence basketbolda en önemli pozisyon guard. Koçlar da bu pozisyonda en fazla güvenebilecekleri oyuncuları oynatmak istiyor. Demek ki biz bu güveni veremiyoruz. Bu konuda bir eksik olduğuna katılıyorum.

Yıllardır alt yaş kategorilerinde milli formayla mücadele ediyorsun. Daha önce 2004 jenerasyonunun milli takım seviyesinde çok başarılı olacağına inandığını söylemiştin. Bu yaz İzmir’de U18 Avrupa Şampiyonası oynayacaksınız. Şu sıralar hazırlıklarınızı sürdürüyorsunuz. Turnuvada nereye kadar yükselmeyi hedefliyorsunuz?

T: Artık 2004 jenerasyonu için test zamanı. Ben o sözümün hala arkasındayım ve bu turnuvada şampiyon olacağımıza inanıyorum. Ev sahibinin İzmir olması ve kendi seyircimiz önünde oynayacak olmak da sevindirici. Ancak, kendi evimizde oynayacak olmasaydık da sonuna kadar gidip kazanabilecek potansiyele sahip olurduk. Geleceği parlak çok fazla oyuncumuz var. İzmir’e Avrupa’nın 1 numarası olmaya gideceğiz. Yıllardır beraber olduğumuz için çok yakın arkadaşız. Dostluğumuz sadece milli takımla sınırlı değil, dışarıda da arkadaşlığımız sürüyor. İdmanlarımız sert geçiyor ve aramızda bir rekabet var çünkü herkes milli takımın bir parçası olmak istiyor ama çok sağlıklı bir ilişkimiz olduğunu söylemeliyim. Anadolu Efes’ten Zekeriya Yiğit Tekin ve Karahan Tuan Efeoğlu ile özellikle çok yakınım. Fenerbahçe Beko’dan da Baran Aslan ile iyi bir arkadaşlığımız var.

Kısa ve uzun vadedeki kariyer hedeflerin neler?

T: Milli takıma gidip orada şampiyon olmak şu an en büyük hedefim. Bunun gerçekleşmesi için elimden ne geliyorsa yapmaya çalışacağım. 2-3 yıl içindeki
hedefim, Galatasaray NEF’in Turkish Airlines EuroLeague’de oynaması ve o takımın guardı olmak. Sonrasında ise umarım ileride NBA’de oynar ve A milli
takımın guardı olurum.

ANGT’de bu sene Vassilis Spanoulis’in takımında yer aldın. Orada belki de Türkiye’de hiç karşılaşmadığın seviyede bir baskıyla mücadele edip oyun kurmaya çalıştın. O turnuva ve Spanoulis ile olan iletişiminle ilgili neler paylaşmak istersin?

T: Orada gerçek dünyayla tanıştım. Öncesinde belki de olması gerekenden fazla “Ben şöyle iyi, böyle başarılı bir oyuncuyum.” diye düşünüyordum. Gidince adeta bir duvara tosladım. Çok büyük bir baskıyla karşılaştım. İlk 2-3 maç bir nebze çözülebilecek bir baskıydı, onlara karşı da kuvvetli hissetmiyordum ama son maça gelince apayrı bir şeyle karşılaştım. Hayatımda görmediğim bir baskıydı ve bu benim için harika bir tecrübe oldu. U18 Avrupa Şampiyonası’na nelerle karşılaşabileceğimi bilerek gidiyorum. Kuvvetlenmem gerektiğinin de Next Generation Turnuvası’nda farkına vardım. Türkiye’de yaşıtlarıma göre kuvvetli bir oyuncu olduğumu düşünüyorum ancak bu konudaki asıl rakiplerimin yurt dışındaki guardlar olduğuna inanıyorum. İspanya’dan Juan Nunez ve Urban Klavzar gibi oyuncular asıl rekabet etmem gereken isimler.

Spanoulis beni takımın lideri yaptı ve maç konuşmalarını üstlenmeme izin verdi. İngilizce seviyem konusunda da Tarsus Amerikan Koleji’nden aldığım eğitimin farkını hissetmiş oldum. Spanoulis ile iletişimim çok özel ve güzeldi.

Hatırladığım kadarıyla bir son top pozisyonunda kendisinden fırça da yemiştin.

T: Aynen öyle. Bir yerde pick and roll oynadım. Son top olarak kullanmam gereken bir hücumda bir oyun kurucunun yapmaması gereken şeyler yaptım ve tamamen sezgilerimle hareket edince topu kaybettim. Sonrasında bir fırça yedim. Doğrusu hayli şaşırmıştım çünkü daha önce hiç böyle bir reaksiyon göstermemişti. Devre arasındaysa yanıma geldi ve “Sen bu takımın liderisin. Benim tanıdığım Tan bu değil, çıkıp kendini toparlamalısın.” dedi. Benim için çok özel ve unutulmaz anlardı. Kötü oynadığı bir Panathinaikos maçının son topu için oyuna girdiği ve attığı üçlükle Olympiakos’a galibiyeti getirdiği maçı unutamam. Çok büyük bir oyuncuydu.

Ricky Rubio, bazı açılardan örnek aldığını söylediğin isimlerden biriydi. Saha görüşün ve asist yeteneğinle birlikte, ikiniz arasında benzerlik kurmak mümkün.

T: Rubio’nun ribaund yeteneği de altyapı dönemlerinde çok öne çıkıyormuş, sonradan izlediğimde bunu fark ettim.

Bunu da benzer yönleriniz arasına ekleyelim. Rubio bahsettiğimiz alanlarda fazlasıyla elit olması sayesinde NBA’in yolunu tutmuş ama şutunu ileri yaşlara kadar geliştirememişti. Senin de geçtiğimiz senelerde çok iyi şut performansıyla oynadığın maçlar da izledik ancak bu şekilde kendi skorunu üretmekte zorlandığın maçlar da oluyor. Bu durumun çalışarak üzerine gidiyor musun?

T: Şut çalışmadığımı düşünmüyorum ama çalışmakla odaklanmak arasında ciddi bir fark var. Başlarda bu işi sahada çözebileceğime inanıyordum, oysa şu sıralar evimde de çalışmaya başladım. Stephen Curry ve Klay Thompson gibi isimlerin video kliplerini izleyip sahaya hazırlanarak gidiyorum. Şutların %60’ının mental sebeplerle girdiğine ve özgüvenli oyuncuların daha yüksek şut yüzdeleri yakalayabileceğine inanıyorum. Bu özgüven de çalışmayla kazanılıyor. Arada çok güçlü bir bağlantı var. Özellikle son 1 buçuk 2 aydır NEF yardımcı antrenörü Mahir Bayrak ile şut çalışıyorum. Onun da şut konusunda bana çok yardımı dokundu. Kendisi büyük bir şutör olmasa da bence zamanında çok büyük bir guardmış. Gelişimime etkisi çok kıymetli. Milli takıma şutlarımı daha yüzdeli atacağıma inanarak gidiyorum.

BGL’de bu sezon karşılıklı oynadığın ve en beğendiğin oyuncular kimlerdi?

T: Sezon başında oynadığımız bir Anadolu Efes maçında Yiğit Tekin çok iyi oynamıştı. Ona karşı zorlanmıştım, inanılmaz hızlı bir oyuncu. Sezonun bir bölümünde bambaşka bir seviyeye çıktı. Neyse ki o dönem karşılıklı oynamadık. Darüşşafaka’dan Bora Yaşar’ı çok beğeniyorum. Uzun bir oyuncu ama bir forvet gibi. Gaziantep Basketbol’dan Emir Arda Sivas da başarılı bir sezon geçirdi.

BSL’de hangi oyuncuları daha fazla izlemeye çalışıyorsun?

T: Dee Bost burada sayacağım ilk oyuncu olur. Oyunun hem savunma hem de hücum tarafında çok çalışıyor ve büyük bir şutör. Shane Larkin’in hayranıyım,
bence Larkin EuroLeague’in açık ara en iyi guardı. Nando De Colo’yu da yakından takip ediyorum. Pako Cruz’u çok beğeniyordum. Bu sezon da çok beğeniyorum ama Afyon’daki performansı daha başkaydı. Kartal Özmızrak ve Doğuş Özdemiroğlu da en beğendiğim Türk guardlardan.

EuroLeague’de Anadolu Efes ikinci kez üst üste şampiyon oldu. NBA’de ise Golden State Warriors, Stephen Curry liderliğinde bir kez daha zirveye çıktı. Bu organizasyonları ne kadar takip edebildin?

T: EuroLeague’de maç kaçırmadım, tamamını izledim. NBA’de tüm maçları izleyemesem de önemli anlarını sonradan izlemeye çalışıyorum.

Bir EuroLeague ilk 5’i kuracak olsan kimleri dahil ederdin?

T: Shane Larkin – Vasilije Micic – Will Clyburn – Nikola Mirotic – Walter Tavares

Basketbolcu olmasan ne olmak isterdin?

T: Genel cerrah ya da avukat olmak isterdim. Avukatlığa ilgi duyuyorum ve insanların haklarını savunabileceğimi düşünüyorum. Genel cerrahlar da her ameliyata girebildikleri için gözüme çok hoş geliyordu.

Bu kolay olmayabilir ama eğitimini devam ettirmek istiyor musun?

T: Gerçekten de pek kolay değil ama derslerime çalışıyorum. Okula gidebildiğim kadar gidiyorum, gidemediğim zamanlarda da eksiklerimi kapatmak için elimden geleni yapıyorum.

Hobilerin neler, boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?

T: Çok fazla film izliyorum. Büyük bir Harry Potter hayranıyım. Inception, Shutter Island, The Game gibi filmleri vazgeçilmezlerim arasında sayabilirim. Playstation oynamayı çok seviyorum. NBA, Fifa gibi oyunları sık oynuyorum. Milli takımda da bir Playstation var, takım olarak kampta güzel turnuvalar yapıyoruz.

Yakın zamanda çıkan Hustle filmini izleme fırsatı bulabildin mi?

T: Evet, izledim ve çok beğendim. Hernangomez ve Anthony Edwards’ın oyunculuklarını da beğendim, keyifli bir filmdi.

Spesifik bir müzik zevkin olduğunu söyleyebilir misin, genelde kimleri dinlersin?

T: Enerjik bir insanım ve girdiğim ortamlarda bu enerjiyi yüksek tutmak isterim. Müzik zevkim konusunda ise tam tersine daha slow şarkılar benim için ağır basıyor. Odadayken Sezen Aksu, Sertab Erener, Duman, Teoman gibi müzisyenlerin şarkılarını dinlemeyi tercih ederim. Maçlardan önce genelde yabancı şarkılar dinlemek daha iyi oluyor. Imagine Dragons şarkıları burada ön planda.

Basketbol gündemindeki en son gelişmeleri kaçırmamak için tıklayın!

NBA gündemindeki son gelişmeler için tıklayın!

Related Post