Nigel Hayes-Davis’ten Eurohoops’a: Avrupa Gezileri, Saras Jasikevicius, Nick Calathes’in ‘Kel Kartal’ Lakabı ve Fazlası…

2024-02-07T15:49:13+00:00 2024-02-07T16:52:05+00:00.

Toprak Kağnıcı

07/Şub/24 15:49

Eurohoops.net

Fenerbahçe Beko’nun yıldızı Nigel Hayes-Davis, EurohooPOD’un konuğu oldu.

by Eurohoops Team / info@eurohoops.net

Eurohoops Türkiye’nin Instagram hesabını takip etmek için tıklayın! 

Eurohoops’un podcast programı olan EurohooPOD, bu hafta çok özel bir ismi konuk aldı. Fenerbahçe Beko’nun yıldız oyuncusu Nigel Hayes-Davis, EurohooPOD’un yeni bölümünün konuğu oldu.

Nigel Hayes-Davis, bu programda Antonis Stroggylakis ve Cesare Milanti’nin sorularını cevapladı.

Eurohoops: Bugün konuğumuz EuroLeague’in en güçlü takımlarından birisi olan Fenerbahçe Beko’nun yıldız oyuncularından birisi, takımın aktif olarak en skorer ikinci oyuncusu, taraftarların sevgilisi, gezgin, sosisli ızgara cihazı mucidi ve EuroLeague oyuncuları arasındaki ilginç karakterlerden birisi olan Nigel Hayes-Davis. Nigel, sen bu lakaplar arasından en çok hangisini seviyorsun?

Sanırım… Hala EuroLeague’in en iyi forveti olmaya çalışıyorum, henüz yapmam gereken çok fazla şey daha var. İnsanların hala basketbola ne kadar ciddi yaklaştığımı tam olarak anlamadığını düşünüyorum. Evet, seyahat ediyorum ancak ana odağım her zaman basketbol. Programa çok iyi bir başlangıç yaptın, seni tebrik ediyorum.

EH: Biraz basketbol konuşmak istiyorum. Fenerbahçe’nin 15 galibiyet 10 mağlubiyeti var. Jasikevicius göreve geldikten sonra çıktığınız 12 maçın dokuzunu kazandınız. Fenerbahçe’de işlerin nasıl ilerlediğine dair bir değerlendirme yapabilir misin? 

Büyük konuşmaktan ya da ortalığı karıştırmaktan çekinsem de bu sezon daha fazla galibiyet alabilirdik. En azından kontrolümüzde geçen, tamamen kontrolümüz altında olmasa da kazanma şansımızın olduğu dört ya da beş maçı kazanamadık. Bir şeyler öğrenmeye ve kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz, en azından bireysel olarak ben bunu yapıyorum. Çok iyi bir ritimde değildim, çok iyi bir basketbol oynamıyordum. Bu yüzden kendimi toparlamaya çalıştım. Sonrasında sakatlık ortaya çıktı ve başladığım yere geri döndüm.

EH: Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe ile tüm maçlarda oynadın, Playoffta maç başına neredeyse 38 dakika sahada kalıyordun. 40 dakika oynadığın maç bile vardı, bir sakatlık yüzünden sahalardan ilk kez mi bu kadar uzak kalıyorsun? Bu senin için ne kadar garip?

Hatırlamıyorum. En son ne zaman maç kaçırdığımı hatırlamıyorum. Hayat tecrübelerinizle alakalıdır. İyi ya da kötü tecrübeler de olsa hayatı keyifli ve yaşamaya değer yapan şeyler tecrübelerdir. Ancak bu sakatlık tabii ki tekrar yaşamak istediğim bir şey değil. Yine de sahanın diğer tarafında olmak keyifli bir şey, saha kenarından takım arkadaşlarımı izliyorum ve onların yapıp yapamadığı şeyleri görüyorum. Daha sonrasında kendimin yapabileceği şeyleri analiz ediyorum ve sakatlıktan döndüğümde takımın beni nasıl kullanabileceğini düşünüyorum. Bu benim için güzel bir öğrenme süreci. Maalesef bu sakatlık yaşandı, umarım bir daha tecrübe etmek zorunda kalmam. 

EH: Biraz Fransa seyahatin hakkında konuşmak istiyorum. Bizim çok merak ettiğimiz bir şey var, Amine Noua yemekte hesabı ödedi mi?

Hayır, ödemedi ama bahanesi vardı. Ailesi oradaydı, iyi bir baba ve eş olmakla meşguldü. Bu yüzden hala bir yemek borcu var. Aynı zamanda bugün masa tenisinde de perişan oldu. Bana kaybettiği iddia için kesinlikle bir yemek borcu var. Er ya da geç bu borcu ödeyecek.

EH: Amine’in takımla başlangıcı hakkında neler söylersin?

Bizim için muhteşem bir ekleme oldu, buna ihtiyacımız vardı Neyi yanlış yaptığımızı bilmiyorum ancak aynı anda tüm forvetlerimizin sakatlanması çok çılgıncaydı. Bu yüzden Amine’in hemen gelip bize katkı vermesi çok önemliydi. Takıma şut, ribaund ve boy avantajı getirdi. Daha önce EuroLeague’de de oynadı bu yüzden rakipleri tanıyor. Her ne kadar yemeklerde hesabı ödemek istemese de takımımız için müthiş bir ekleme.

EH: Bu hafta Panathinaikos ile çok kritik bir maç oynayacaksınız. Bu maç hakkındaki düşüncelerin neler?

Her EuroLeague maçı gibi bu maç da çok önemli bir maç. Yunan bir kaynağımdan öğrendiğim kadarıyla maç kapalı gişeye oynanacakmış. Çılgınca bir ortam olacağından eminim. Orada oynamaktansa kendi taraftarım önünde oynamayı tercih ederdim. Ne olursa olsun taraftarların önünde basketbol oynamak çok keyifli. Çok iyi bir maç olacağı kesin, bana göre EuroLeague’de bir takımın Ocak ya da Şubat’ta nerede olduğunun çok önemi yok çünkü daha oynanacak çok fazla maç var. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız. 

EH: Geçtiğimiz sezon Olympiakos ile çok ilginç bir playoff serisi oynadınız. Bu seriden bir EuroLeague oyuncusu olarak tecrübelerin neler oldu?

Bildiğiniz gibi ismi “klişe” olan bir kavram var. Bazı şeyler klişedir çünkü onlar doğrudur. Olympiakos serisini ifade etmek için kullanacağım klişe cümle şu: ‘Tek bir hata size maçı kaybettirebilir.’ ya da farklı bir klişe cümle söylemem gerekirse: “Her sayı önemlidir.”

Serinin içinde aklımdan çıkmayan bir pozisyon var. Tarik Black üç ya da dört pozisyon üst üste adam değişme savunmasının ardından kısalarımızın üstünden sayı üretti. İki sayılık bir üstünlüğümüz vardı, planımız Sasha Vezenkov’dan yardım getirmemekti ve bu plan çok iyi işliyordu. Yarım saniyeliğine Tarık Black’in üstünde kaldım, Sasha topu aldığı an üçlüğü yolladı ve isabeti buldu. Eğer şutu kaçırsaydı ya da şut pozisyonunu bulamasaydı o maçı kazanırdık, seriyi de kazanırdık. Fakat Vezenkov şutu attı, daha sonrasında Guduric isabeti buldu. Sloukas‘ın üçlüğüne yapacak bir şey yok çünkü topu sadece havaya attı. Ancak detayları kontrol edebilirdim. Sasha parkedeyken onun yanında kalsaydım ve şutu attırmasaydım Olympiakos o maçı kazanamazdı. 

EH: Sanırım üçüncü maçtan bahsediyorsun çünkü Vezenkov’un bu üçlüğünü ben de çok net hatırlıyorum.

Evet üçüncü maçtan bahsediyorum. Üç maç üst üste Olympiakos’tan daha iyi oynadığımızı düşünüyorum. Fakat bu üç maçtan sadece ikisini kazanabildik, kazandıkları o bir maç da Sloukas‘ın üçlüğü attığı maçtı. Bu yüzden bu seriden çıkardığım tecrübe anlattığım gibiydi, çok yakındık. Santimetrelerin oyunundan bahsediyoruz. Saha avantajını çalmıştık ancak bir sonraki maç saha avantajını tekrardan verdik.     

EH: Fenerbahçe, geçtiğimiz sezon Final-Four’a dediğin gibi çok yakındı. Takım 2019’dan bu yana Final-Four’a kalamıyor. Taraftarlardan veya organizasyondan Final-Four’a kalma arzusunu ne kadar alıyorsun?

Herkes Final-Four’a gitmek istiyor ancak bu daha çok süreçle alakalı. Bir YouTube kanalım var ve ismi ‘EnjoyTheWalks’. Bu alıntıyı bir yerde duymuştum. Alıntı şunu anlatıyordu, yürümekten hoşlanan birisi varış noktasından hoşlanan birine göre daha ileri bir mesafeye gidecektir. Herkes Final-Four’a gitmek istiyor ancak seni Final-Four’a götüren maçlardan keyif alman gerekiyor. Eğer kendi maçlarınızı kazanıyorsanız diğer rakiplerinizin sonuçlarına bakmanız gerekmez, benim mantalitem bu şekilde. Sağlıklı kalmaya, oynayabileceğimiz basketbolun en iyisini oynamaya dikkat ediyoruz. Böylelikle Final Four’a kalmak için iyi bir şansımızın olacağını düşünüyorum.

EH: Fenerbahçe bu sezonun ortasında koç Dimitris Itoudis ile yolları ayırma kararı aldı ve yerine Sarunas Jasikevicus geldi. Takımın sistemi ve felsefesi hakkında konuşursak takım şu anda nasıl bir organizasyon içinde? Dimitris Itoudis ile geçirdiğin sezon ve Sarunas Jasikevicius ile geçirdiğin sezon arasında nasıl farklar var?

Itoudis koç olarak EuroLeague’i kazandı, ben de Saras’ın koç olarak EuroLeague’i kazanabilmesi için elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Jasikevicius bir planı ve sistemi olan bir koç. Jasikevicius’un planını uygulayıp olacakları izlemeniz gerekiyor. Şu anda benimle konuşuyorsunuz o yüzden bu benim görüş açım. Itoudis’in de bir planı var ancak planı uygularken bir şeyler farklı gidebilir. Itoudis plan uygulanırken bir şeyleri değiştirmeye karar verirseniz bunu olaya adapte edebileceğiniz konusunda size güveniyordu. Eğer güvenmiyor olsa sizi oynatmazdı ya da bunu size söylemezdi. Her koçun kendi felsefesi var, bu yüzden tek bir doğru yok. Nerede oynuyor olursanız olun elinizden gelenin en iyisini yapmak en önemlisi. Bunu yaptıktan sonra skorlara bakarsınız, eğer skorlar olumluysa koç değişmez, takım da değişmez. Her şey daha da iyiye giderse şampiyonluklar kazanırsınız. Bunun tam tersini koç değişikliğinde yaşadık.  Her şeyin Itoudis’in problemi olduğunu söyleyemem. Fakat bilirsiniz, bu kadar iyi bir koçla işlerin böyle gitmesi çok talihsizdi. Saras’ın da söylediği gibi profesyonel bir oyuncu olarak profesyonel davranmam gerek. İlerlemeye, kontratımdaki yükümlülükleri yerine getirmeye, aileme ve kendime bakmaya devam etmem gerekiyor. Bunu yapmaya çalışıyorum.

EH: Barcelona’daki Jasikevicius ile Fenerbahçe’deki Jasikevicius’u karşılaştırdığında bir farklılık görüyor musun?  

Evet, daha farklı. Yine de en önemlisi ben de daha farklıyım. Barcelona’da geçirdiğim yıl, istatistiklerim kötü olsa bile epey geliştiğim bir yıldı. Bencil olmayı öğrendim, tamamen Nigel’a odaklandım. Nigel’ın neyi yapmaktan çok hoşlandığını düşündüm. Benim çalıştığım kadar çok çalışan az kişi vardı. O zamanlar maçlarda oynayamamak benim için çok üzücüydü. Olgunlaştıkça suçu başkalarına atmak yerine kabul etmeye başladım. Ne olduysa oldu, artık bunları geride bıraktım. Geriye dönüp yaşananlara baktığımda bunun neden bir daha yaşanmayacağını görebiliyorum, bir daha yaşanmaması için yapabileceğim şeylere bakıyorum. Daha sonrasında aldığım derslerle daha iyi olmaya ve gelişmeye çalışıyorum.

EH: Özellikle bu sezon üç sayılık atışlarındaki gelişim epey etkileyici. İlk 11 hafta 55 üç sayılık denemenin sadece 13’ünde isabet bulurken 12. haftadan bu yana 17/37 üç sayılık isabetle oynuyorsun. Yani kullandığın şut sayısı azaldı ancak üç sayı çizgisinin gerisinden daha isabetli oynamaya başladın. Bunu gelişmeyi neye bağlıyorsun?

Bazen insanlar McDonalds siparişlerini direkt olarak arabaya almak isterler, bazen de restoranda oturup yemek isterler. Bu yıl restoranda oturarak sezona başladım ancak restoran her zamanki kadar iyi değildi. Zamanla her şey iyileşmeye başladı.

Herkes her şeye çok iyi başlamak ister, eğer sezona çok iyi başlasaydım belki MVP yarışında adım geçecekti ama her zaman dediğim gibi ‘olan her şey iyidir.’ Muhtemelen daha fazla üçlük denemeliyim, özellikle de 17/37 ile atıyorsam. Ancak senin de bildiğin gibi bazı maçlarda takım arkadaşlarım daha iyi olabilir veya benim daha fazla zorlamamam gerekebilir. Sezonun başında daha fazla şut denememin nedeni başlangıçta şutlar kaçırmam ve rakiplerin beni savunmayı bırakması olabilir. Bir anda boş kalıyordum ve şut denemem gerekiyormuş gibi geliyordu.

EH: Yani sezonun başında restoran kötüydü… Senin daha fazla bir arabaya servis insanı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bilmiyorum… Ama bunun terse dönmüş olmasından dolayı mutluyum. Geçtiğimiz günlerde Gilbert Arenas’ın bir videosunu gördüm. Bir gün kullandığın tüm atışlar isabetli olabilir ya da tüm atışlar kaçabilir, bunun seni etkilemesine gerek yok. Bu yüzden belli bir çizgide kalmaya çalışıyorum. Bu istatistikleri korumalıyız, böylelikle ulaşmak istediğimiz hedeflere ulaşabiliriz.

EH: İstatistikler olarak kariyerinin en iyi sezonunu geçiriyorsun, buna kariyerinin en yaratıcı sezonu da diyebiliriz. Çünkü Avrupa’da en iyi sezonunu geçiriyorsan buna takım başarısı da dahil olmalıdır, bu yüzden direkt olarak en yaratıcı sezonun diyeceğim. Parkenin her bölgesinde yer alıyorsun. Komple bir paket gibi gözüküyorsun. Tabii ki şu anda değil, geçtiğimiz sezondan bu yana böyle gözüküyorsun. Sana göre oyununda hala geliştirmen gereken bir yer ya da yerler var mı?

İkili oyun oynamıyorum bu yüzden bunu söyleyebilirim. Aslında istatistiksel olarak ikili oyunlarda iyiyim çünkü genelde uzun adamı bulabiliyorum. Tüm oyuncular buraya oturup sana gelişmesi gerektiğini söyleyebilir ancak ben şu anda yaptığımın biraz daha fazlasını yapmamın yeterli olabileceğini düşünüyorum. Eğer sezonun başında şu anki şut isabet yüzdelerimle oynayabilseydim maç başına çok daha fazla sayı atabilirdim. Böylece az önce dediğim gibi farklı sohbetlerin içinde olabilirdik ancak sezona yavaş başlangıcım nedeniyle insanlar fena bir sezon geçirmediğimi söylüyor. Antrenörüm bana farklı hızlarda oynamayı öğrenmem gerektiğini söyledi. Daha fazla ribaund almam gerekiyor. Hedefim her zaman EuroLeague’in en iyi savunma takımında olmak. Bu durumun bendeki ilham kaynağı Tony Allen. Sert oynamaya ve rakip takım için sorun çıkarmaya çalışıyorum. 

EH: Programa hazırlanırken Instagram hesabını inceliyorduk, 2024 yılında paylaşımlarını alfabetik olarak yaptığını gördüm. Son olarak ‘D’ harfiyle bir paylaşım yaptım, bize ‘E’ harfiyle gelecek paylaşım hakkında bir şeyler söyleyebilir misin?

Notlarım uygulamasında bu paylaşımlarımın açıklamaları için bir bölüm var.  Bu açıklamalar genelde hayatın içindeki şeylerden oluşuyor. Bir harften diğer harfe geçerken bir şeyler oluyor, önümüzde masa tenisi turnuvası var. Belki oradan bir şeyler olabilir. Bu röportaj dahil olabilir. Cuma günü Panathinaikos maçı var, o maçtan bir şeylerin dahil olması gerekebilir. Bu yüzden henüz bilmiyorum. 

EH: Instagram’ından konuşmuşken turistik gezilerinde bazen yerel halkla etkileşim kuruyorsun. Senin üzerinde seyahatlerin arasında en çok hangi etkileşiminin bir etki yarattı?

Turistik seyahatlerimle alakalı en sevdiğim şeylerden birisi de insanlarla tanışmak. Bunlardan birisi Makedonya’da, Üsküp’te gerçekleşti. Tur rehberim çok bilge birisiydi ve bana şunları söyledi: İnsanlar sürekli olarak bir sonraki seferde yapmaktan bahsederler. Ancak hayatta bazen sonraki günler olmaz. Yapılacaklar listenizdeki her şeyi ilk günden yapmaya çalışın. Ama bildiğiniz gibi bence insanlar daha çekingen bir hayat yaşamaya meyilli. 20 yıl sonra geçmişe baktığında yaptığın şeyi değil, yapamadığın şeyleri düşüneceksin. Eğer bir şey size anlamlı geliyorsa, hayatınızı berbat etmiyorsa ve sizde bir duygu uyandırıyorsa bunu yapmalısınız. Sanırım bunu bir yerde okumuştum. Sinirlerimiz açısından gerginlik ve heyecan tamamen aynı tepkilerdir. Yani vücudunuz heyecanlı mı yoksa gergin mi olduğunu anlayamaz. Vücudunuz sizin heyecanlı mı yoksa gergin mi olduğunuzu anlamadan tepkiler verir.

EH: Seyahat ettiğin yerler ve kültürler hakkında başka neler söyleyebilirsin?

Her kültür birbirinden farklı. Amerika’da üç saatlik bir uçak yolculuğu yaptıktan sonra tamamen aynı dilde konuşabilir, aynı insanları görebilirsin ancak burada bir saat bile uçakla uçtuktan sonra okuduğun şeyi anlayamayabiliyorsun. Bir keresinde Gürcistan’a gittim. Gürcistan’da bir adam benimle ölüm hakkında konuşmaya başladı ve hayattan nasıl keyif aldığını anlattı. Aynı zamanda o gün o taksi sürücüsünün doğum günüydü. Benim doğum günü pastası almama müsaade etmedi. O adam gelmiş geçmiş en iyi insanlardan birisiydi. Umarım şu anda iyidir, çünkü bana sayılı günlerinin kaldığını söyledi.  

EH: Bence bu düşüncelerini bir yapım şirketine satman gerekiyor, muhteşem bir film olabilir…

Gerçekten bir film gibiydi. Taksicinin İngilizce seviyesi yeterliydi, benim de biraz Rusçam vardı. Otel bana gitmem gereken yerler listesi verdi, ben de bu taksiciyle birlikte o yerleri gezmeye başladım. Sohbetimiz ilerledikçe derinleşti, biraz Google Translate de kullandık. Daha sonrasında adamın ölümünün yaklaştığını ve bugünün doğum günü olduğunu anladım. Bana çocuğunun fotoğraflarını gösterdi ve çocuğunu aradı. Taksiden indiğimde günden çok keyif almıştım ancak içimde ufak bir üzüntü vardı. O adam doğum gününü benimle birlikte geçirdi ve belki bir doğum günü daha yaşamayacak.  

EH: Artık sormam gerekiyor, Nick Calathes’e ‘kel kartal’ lakabını kim taktı?

Calathes’in bu lakabı muhtemelen ben ilkokuldayken vardı bu yüzden tam olarak nasıl takıldığını ben de bilmiyorum. Ben Nick ile ilk kez Barcelona’dayken oynadım. İnsanlara her zaman onun Avrupa tarihindeki en iyi oyun kurucu olduğunu söylüyorum. Nick ile beraber oynamaktan çok keyif alıyorum. Asistan koçlarımızdan biri geçen sezon attığım sayıların asistinin %45 ila %55’nin Nick Calathes tarafından yapıldığını söyledi. Nick, saha dışında herkesle ilgilenmeye çalışıyor. Herkesin mutlu olmasını sağlamaya çalışıyor. Buraya gelen tüm arkadaşlarım Nick’in onlara ne kadar iyi davrandığından ve iyi biri olduğundan bahsediyor. Şu anda kel evet ama bana mezuniyet balosundan saçının olduğu bir fotoğrafını gösterdi. Ona karşı dürüst oldum ve kel halinin daha iyi gözüktüğünü söyledim. Kel olmasına rağmen iyi gözüken insanlar da var, Nick bu insanlardan biri.

EH: Avrupa’nın bazı en iyi guardları en iyi dönemlerinde keldi. Spanoulis de bunlardan biri…  

Belki bu ihtiyaç olan bir şeydir. Çünkü Nick gerçekten Avrupalı Jason Kidd gibi.

EH: Son özel bir soru sormamız gerekiyor. Bir masada oturuyorsun ve bu masaya hayatla ilgili konuşmak için misafirler çağırabilirsin. Ancak çağıracağın insanlar basketbolla alakalı insanlar olmalı, 3 ya da 4 insan çağıracak olsan kimleri seçerdin?

Dört insan çağıracağım. Toplamda beş kişi olsun çünkü beş kişiyle oynuyoruz. İlk sandalye benim olsun, ikinci sandalyeye Kobe’yi istiyorum. Üçüncü sandalyede John Wooden olsun. Komik bir bilgi vereyim, dördüncü sınıftayken öğretmenim tarafından bana verilen ve okuduğum ilk kitap John Wooden’la alakalıydı. John Wooden’dan aldığım derslerden birisi oyuncularına her şeyi temelden öğretmesiydi. Çorabın nasıl giyileceğini bile gösteriyordu ki oyuncuların ayakları su toplamasın. Sizce Kareem neden bu kadar iyi? Çünkü çorabını doğru bir şekilde giyiyordu. Aslında Nick’i de çağırabilirim, muhtemelen hesabı da öder. Dördüncü olarak Kareem’i istiyorum çünkü saha dışında da çok büyük bir etkisi var. Son olarak da bir basketbol insanı değil ancak anneannem Ruby Hamilton’ı çağırmak istiyorum. Onunla hiç tanışmadım, vefat ettiğinde henüz 2 yaşındaydım. Onunla hiçbir anımın olmaması annemi üzüyor. Böylelikle masam belli oldu: Kobe, John Wooden, Kareem ve anneannem.

Basketbol gündemindeki en son gelişmeleri kaçırmamak için tıklayın!

EuroLeague gündemindeki son gelişmeleri kaçırmamak için tıklayın!