Dev Maça Analiz: Bobby Dixon vs. Shane Larkin

16/Mai/19 15:04 Mai 16, 2019

Utkan Sahin

16/Mai/19 15:04

Eurohoops.net

Eurohoops Fırın, dev maç yaklaştıkça tüm içerikleri parke içine kaydırmaya devam ediyor. Sırada iki takımın büyük yürekli oyuncularının karşılaştırması var.

By Utkan Şahin / info@eurohoops.net

Üst seviye basketbolda büyük bir maçı eşleşmeler üzerinden değerlendirmek çok doğru değil.

Sonuçta sadece 40 dakikalık bir maçtan bahsediyoruz. Maç içerisinde her şey olabilir. Oyuncular faul problemi yaşayabilir, sakatlanabilir, başka bir pozisyonda oynamak zorunda kalabilir. Üstelik Avrupa basketbolunu biliyorsunuz. Burası yıldızların ligi değil, takım olmanın önemini bilenlerin başarılı olduğu bir lig.

Bu sebeple normalde pek oyuncu karşılaştırması yapmaya pek sıcak bakmıyorum. Fakat Fenerbahçe Beko ile Anadolu Efes‘in düellosu farklı!

Bu iki takım, henüz playoff gelmeden bu sezon 6 kez karşılaştı. Üstelik bu 6 maçın 2’sinin sonucu kupayla bitti. Dolayısıyla bu maç normal şartlarda karşımıza çıkmıyor. Oyuncuların reaksiyonları, birbirlerine karşı verdiği mücadeleleri daha önce izledik ve 2 gün sonra tekrar göreceğiz. Bu sebeple de final maçına kadar bazı pozisyonların karşılaştırmalarını karşınıza getireceğiz. Amacımız hangisi üstünlük sağlar sorusuna cevap bulmak değil. Daha önce ne gördük ona bakmak.

sloukas-vs-vasilije-micic/“ data-id=“1″ data-total-pages=“8″>

Eurohoops Fırın, bu yazılarına ilk olarak Nicolo Melli vs Adrien Moerman ikilisiyle başlamıştı. Arkasından Kostas Sloukas vs Vasilije Micic karşılaştırması geldi.

Şimdi ise sıra iki takımda da büyük anlarda işleri değiştirebilecek oyuncularda: Bobby Dixon vs. Shane Larkin 

sloukas-vs-vasilije-micic/2/“ data-id=“2″>

Bu İki Oyuncu Takımları İçin Ne Kadar Önemli?

Bobby Dixon‚ın önemini anlatmaya çalışmak ne kadar doğru açıkçası emin değilim. Sonuçta dört yıldır bu takımla ve özellikle kendi taraftarı onun kıymetini fazlasıyla biliyor.

Açıkçası Onun 4 yıldır Fenerbahçe‚de yaptıkları bana inanılması zor bir rüya gibi geliyor. Evet, Dixon Karşıyaka’da olağanüstü bir performans sergiledi ama o yaşta, topu domine etmeyi çok seven, savunması problemli bir oyuncuyu Avrupa’nın diğer büyük takımları tercih etmezdi. Fakat Obradovic bunu yaptı ve Fenerbahçe açısından baktığımızda iyi ki de yapmış.

Çünkü Dixon bize muazzam bir adaptasyon hikayesi izletti. Fenerbahçe taraftarı, onun o büyük anlarda attığı büyük şutları çok seviyor, biliyorum ama bence Dixon’ın İstanbul’da yaptığı en büyük şey kendini mevcut şartlara adapte etme becerisiydi.  Bir oyuncunun kaç yaşında olursa olsun, çalışması ve emeğiyle birlikte kendini ne kadar geliştirebileceğini kanıtladı.

Yukarıda izleyebileceğiniz video herhalde Dixon’un sarı-lacivertli formaya ve EuroLeague şartlarına adaptasyon olduğunu kanıtlayan en büyük andı.  Savunmada mücadele etmez, sürekli eksi yazar denilen bir oyuncunun bunun aksini gösterebileceği bir andı. Ondan sonrasında ise hikaye hep böyle gelişerek devam etti. Onun 2016’da Real Madrid serisinde Sergio Rodriguez’e yaptığı baskıyı hatırlıyor musunuz? İki yıl önce Dixon’ın bunları yapabileceğini kim tahmin edebilirdi ki?

Dixon, bir yandan Obradovic‚in saha içerisindeki planlarının devamlılığını sağlarken diğer yandan kendine has tarzıyla takımının ihtiyaç duyduğu şeyi verdi. Bugünün modern basketbolunda tabii ki alan paylaşımı, top dolaşımı hala çok önemli ama artık birebirlerin daha aktif kullanıldığı bir basketbol dünyasında yaşıyoruz. Dixon ise işte o birebir yeteneklerini sahaya koydu. Takımının saha içerisindeki planları işlemediği birçok maçta ortaya çıktı ve unutulmaz performanslar izletti.

Bir oyuncun önemini en çok o sahada yokken anlarsanız. Dixon için de böyle oldu.

Tecrübeli yıldız, geçen sezon sakatlığı sebebiyle Final Four dışında neredeyse hiç katkı veremedi. Bu da Fenerbahçe’yi özellikle yakın geçen maçlarda çok etkiledi. Sarı-lacivertliler, Final Four finalindeki yenilgisi dışında aldığı 9 yenilginin 5’ini tek topla kaybetti. Fenerbahçe, kendi standartlarında oynuyordu ama maçı bitirecek, fişi çekecek o oyuncuyu bulmakta çok zorlanıyordu. Ne Sloukas ne de Wanamaker bunu gerçekleştirebildi.

Tüm sezon sakatlığı sebebiyle ortalıkta olmayan Dixon ise bunun nasıl yapılacağını Final Four yarı finalinde muazzam bir son çeyrek oynayarak gösterdi. Açıkçası o gün maçı akışı Zalgiris‚e kayıyordu ve Dixon, düzenin dışında çıkıp o atışları sokmasa finale çıkan takım belki de Litvanyalılar olacaktı.

Dixon’ın geçtiğimiz yıl yaşadığı kalça sakatlığına dair de ayrı bir pencere açmamız gerekiyor. Kendisinden 5 yaş küçük Isaiah Thomas ile aynı dönemde benzer bir sakatlık geçirdi Dixon. Thomas o günden beri toparlanamazken Ali Muhammed, adını ilham aldığı Muhammed Ali’yi onurlandırırcasına 35 yaşında geri dönmeyi başardı. Bu bile onun yarışmacı ve mücadeleci karakteri hakkında her şeyi bize ispatlıyor.

Rekabetin diğer tarafında ise yine boyu küçük ama mücadele hırsı büyük olan bir isim var: Shane Larkin! 

Amerikalı yıldız, yaz döneminde Anadolu Efes‚in yeni lideri olarak transfer edildi. Daha önce Baskonia‚da yaptıkları hatırlanınca ondan beklentiler çok büyüktü. Fakat hiç beklenmedik bir süreç yaşandı. Sezon başında Efes sanki Larkin’i değil de onun beyzbolcu ailesinden birini transfer etmiş gibiydi.

Evet, Efes onun kötü performansına rağmen istim üstünde ilerliyordu ama bir noktadan sonra Larkin’in özel yeteneklerine ihtiyaçları vardı. O ise sahada hareket bile edemiyordu. Herkesin gözünde büyük bir hayal kırıklığı olmaya doğru ilerliyordu. Üstelik dönem dönem koçuyla problemler de yaşaması onun takımdaki geleceğinin kısa süreli olabileceğini düşündürüyordu.

Fakat aynı Dixon gibi o da ön yargıların yıkılmak için olduklarını gösterdi. Şubat ayına kadar tanımayacak halde olan Larkin, ondan sonraki dönemi ise muazzam geçti.

Shane Larkin Sayı Asist Verimlilik Puanı Saha İçi Yüzde Faul Atışı Denemesi
İlk 19 maç 7.4 2.6 8.2 %38.0 1.6
Son 14 maç 17.0 3.6 19.1 %53.7 4.3

İşte, tabloda da görüyorsunuz… Son 19 maçtaki hem sayı ortalaması hem de verimlilik puanı, ilk dönemine göre iki katından bile fazla. Şut yüzdesinde ise %15.7’lik muazzam bir artış var. Fakat bence en önemli nokta kullandığı faul sayısı.

Larkin gibi en önemli özelliği delicilik olan bir ismin sezonun ilk yarısında ortalama 1.6 faul atışı atması onuna açısından hiçbir şeyin yolunda gitmediğini en büyük göstergesi. Gerçek Larkin’i izlediğimiz zaman ise bunun 4.3’e çıktığını görüyoruz.

Gerçek Larkin’i görmemiz ise Efes‚e hem aradığı o beklenmedik şeyleri yapabilecek lideri verdi hem de muazzam bir hücum çeşitliliği kattı. Micic-Sloukas yazısında bu anlamda Efes’i çift başlı bir canavara benzettiğimi söylemiştim. Gerçekten de öyle. Canavarın Micic tarafı bütün takımı organize ediyor, Larkin tarafı ise tek başına büyük bir silah.

Üstelik o canavarın kontrolden çıktığı zaman neler yapabildiğini Barcelona maçlarında fazlasıyla açık bir şekilde gördük. Larkin, doğru ortam içerisinde lacivert-beyazlıları iki sınıf yukarı çıkartan bir oyuncu. Final Four gibi bireysel performansların damga vurduğu bir ortamda çok değişik şeyler yapabilecek bir isim.

Yeter ki canavarın her iki kafası da bir denge içerisinde kalsın, yeter ki Efes, Larkin’in takımı yukarı çıkartabileceği o alanı oluştursun!