Kızılyıldız – Fenerbahçe Beko: Jan Vesely’si Olmayan Çıksın, Kasıyor

08/Oca/21 08:28 Ocak 8, 2021

Semih Altınbaş

08/Oca/21 08:28

Eurohoops.net

Eurohoops Fırın yeni bir formatla karşınızda! Temsilcilerimizin EuroLeague’de oynadığı maçlara teknik bir bakış atacağız ve ilk olarak 18. haftanın açılışını yapan Kızılyıldız – Fenerbahçe Beko karşılaşmasıyla başlıyoruz.

By Semih Altınbaş / info@eurohoops.net

Eurohoops Fırın olarak yepyeni bir içerikle karşınızdayız. Bu seri çerçevesinde her hafta Turkish Airlines EuroLeague’deki temsilcilerimizin oynadığı maçların detaylı saha içi değerlendirmesini bulabileceksiniz.

İlk olarak Fenerbahçe Beko’nun Belgrad’da Kızılyıldız’a konuk olduğu ve Lorenzo Brown’ın son saniye basketiyle 71-73 kazandığı maça göz atıyoruz.

40 dakika boyunca göze hoş gelen ve bünyesinde çarpıcı detaylar barındıran bir basketbol oynanan mücadelede kazanan zor da olsa Fenerbahçe olurken bu maçta takımın en yetenekli oyuncusu Nando De Colo’nun 2 sayıda kalması, onun bu performansına rağmen öne çıkan isimler ve koç Igor Kokoskov’un rotasyon tercihleri bu maçı getiren paydaşlar olarak öne çıktılar.

Başa Baş

Maçın ilk beş dakikasında açık sahayı daha çok yarı saha oyununda öne çıkan Nando De Colo – Marko Guduric ikilisine rağmen kullanmayı başaran bir Fenerbahçe Beko vardı. Savunmada ise eski haline göre daha enerjik ancak hâlâ aynı defolarını koruyan bir takım görüntüsündeydi. Kızılyıldız ikinci şans sayılarıyla ve topsuz alandaki hareketlilikle Fenerbahçe’yi cezalandırmaya çalıştı ve büyük ölçüde de etkili oldu. Topu kullanmayı bilen kanatlarla ilk beşini oluşturan Sarı-Lacivertliler’in koçu Igor Kokoskov, Corey Walden üzerinden yarattığı eşleşmelerle sırtı dönükte etkili olmayı denedi. Barthel’in savunma performansı üst düzeydi bu süreçte.

İlk çeyrekte bitime 3 dakika kala oyuna Lorenzo Brown ve Ahmet Düverioğlu girdi. Ahmet’i dışarı çekebilecek bir Kızılyıldız uzun bütününe karşı Ahmet’in içeride kalma çabası zarar verebilecek bir durum oldu ve Johnny O’Bryant’ın o dönemdeki devamlılığı Fenerbahçe’de yeniden bir sorun teşkil etti. Pierre de oyuna girince fiziksel üstünlük kurma noktasında bir avantaj olsa da karar vericilerin organizasyon noktasında yaşadığı sıkıntılarla üst üste top kayıpları geldi ve bu avantaj kullanılamadı.

İkinci çeyrekte Brown’ın yaratıcı olduğu sürecin bütün dezavantajları yarı sahada gözüktü ve Brown – Melih ikilisi sürekli bire birlere kalınca Fenerbahçe’nin akıllı hücum adedi çok azaldı. Savunmada ise sıkıştırmalar ve belli alanlarda birikmeler üzerine bir kurgu izledik bu bölümde. Böyle olunca da ters taraflarda çok boş şut şansı verildi. Zaman zaman sıkıştırmaların Brown’ın baskı gücü sebebiyle verimli olduğunu görsek de Kızılyıldız oyunun içinde kalmaya devam etti. Brown ve Pierre aynı anda sahada olunca açık saha oynama olayı da alınan savunma ve ribaund kaynaklı hızlı hücuma çıkarak etkili olabiliyor.

İlk yarıda ve maç genelinde dış şut etkinliği çok düşük bir Fenerbahçe vardı sahada. Asist/top kaybı oranı ise son haftalarda olduğu gibi iyi durumdaydı (maç sonunda ise asist ve top kayıpları 15’te eşitlenmişti). De Colo – Guduric – Pierre (ya da Ulanovas) – Barthel – Vesely beşini gördüğümüzde Fenerbahçe’nin tempodan çok akıl oyunu oynayacağını çözmek çok güç olmuyor ve sahada en ideal Fenerbahçe’yi gördüğümüz anlar da bu anlar oluyor. Devre arasına gidilirken top kayıpları 5’e 10 Fenerbahçe lehine şekilleniyordu fakat yine de bir şekilde maçın içinde kalmayı başaran bir Kızılyıldız vardı.

Fenerbahçe’den beklenen şey belki her akşam vurup kırıp maç kazanması olmayabilir ancak rakibin Jordan Loyd ve Langston Hall gibi silahlarından yoksun, Ognjen Dobric ve O’Bryant’ın eline baktığı bir mücadelenin daha dikkatli bir oyunla koparılıp alınmasını istemek de bu aşamada herkesin hakkı.