Mercek Altında (EL 1.hafta) İzmir’den Çıkış Yok

2015-10-17T11:53:29+00:00 2015-10-17T16:46:19+00:00.

Bugra Uzar

17/Eki/15 11:53

Eurohoops.net

“Merceğimiz” Euroleague’in oynandığı Avrupa sahalarına odaklanıyor ve her hafta Avrupa’nın en üst seviye turnuvasında şovu çalan maçları seçiyor ve basketbol lensini onlara doğrultup bu maçları analiz ediyor.

By Panos Katsiroumbas/ info@eurohoops.net

“Merceğimiz” Euroleague’in oynandığı Avrupa sahalarına odaklanıyor ve her hafta Avrupa’nın en üst seviye turnuvasında şovu çalan maçları seçiyor ve basketbol lensini onlara doğrultup bu maçları analiz ediyor.  odaklanıp onları analiz ediyor.

Birçok maça odaklanmak istiyoruz, ana etmenleri ve bunların sonuç üzerindeki etkilerini analiz ediyoruz. Tüm zamanların en heyecan verici ve çekişmeli Euroleague sezonlarından biri başladı ve bu sezon hakkında konuşulacak çok şey var. Merceğimizi alalım ve sahalara doğru yola çıkalım!

İzmir’den Çıkış Yok

Sezonun ilk maçında, İzmir ekibi Pınar Karşıyaka, FC Barcelona Lassa karşısında sergilediği muhteşem savunması sayesinde ilk turundaki ilk sürprize imza attı. Karşıyaka’nın koçu Ufuk Sarıca‘nın oyuncuları çok sertlerdi, her pozisyonda vücutlarını ortaya koydular ve Barcelona’nın potaya yaklaşmasını mümkün olduğunca zorlaştırdılar. Hücum kısmında ise, Karşıyaka sistematik olarak ikili oyunlarla hücum etti, bazen tepeden bazen de köşelerden gelen perdelemeleri tercih ettiler. Colton Iverson ve Juan Palacios çok iyi bitirdiler. Ante Tomic’e -Avrupa2nın en iyi uzunlarından birisi ve Barcelona’nın boyalı alandaki ana direği- savunmada büyük problemler yaşattılar ama Barcelona guardları da bu oyunları durdurmakta zorluk yaşadı. Savunmadaki problemlerin yanı sıra, Barcelona’nın koçu Xavi Pascual’ın oyuncuları hedefi bulmakta çok zorlandı. Hücumda çok hareketli olsalar ve topsuz alanda perdelemeler yapsalar da, şutları genelde baskı altında atıldı ve bunların çoğu da doğal olarak hedefi bulamadı. Barca boyalı alandan sadece 19 şut kullanabildi ve üç sayılık atışlarda da 29’da 6 ile oynadılar ki bu da Karşıyaka’nın savunma kalitesini gösteriyor. Barcelona’nın üretim konusunda eksik kaldığı nokta ise ikili oyunlar sayesinde Ante Tomic’in pas yeteneğini kullanamamaları. Tomic sadece 5’te 1’le şut attı ve son üç sezonun en çok asist yapan pivotu olmasına rağmen bu maçta hiç asist yapamadı. Bu maça kadar üst üste 20 Euroleague maçında asist yapmayı başarmıştı. Barcelona ilk çeyrekte sadece 3 asist yaptı ve toplamda 13 asistle oynadılar ki bunların çoğu son çeyrekte geldi. Geçtiğimiz sezon deplasmanda 19 asist ortalamasıyla oynamışlardı.

“Nükleer” dış alan üçlüsü! 

Klasik bir Avrupa derbisinde, CSKA maçı tamamen domine etti. Maccabi, savunma kısmında hayal kırıklığı yarattı. Sadece topa yapılan basit bir perdeleme sonunda, Ruslar rakip savunmanın dengesini bozdu, boş alanlar açtı, potaya kolaylıkla ulaştı ve boş oyunculara paslar çıkartıp oldukça fazla boş şut buldular. CSKA‘nın guard üçlüsü, yıla oldukça üst seviyede giriş yaptı.  Aaron Jackson, Nando De Colo ve Milos Teodosic sayı attı, savunmaya penetre ettiler ve takım arkadaşları için kolay pozisyonlar hazırladılar. Bu üçlü, Rus takımının attığı 100 sayının 44’ünü attı ve yaptığı 18 asistin 13’üne imza attı. Maccabi‘de ise birkaç önemli oyuncu kötü bir maç çıkarttı, örneğin Devin Smith ve Taylor Rochestie. Daha sonra 14 sayı üretmesine rağmen, çok fazla şut sokamadı ve üretim konusunda da oldukça düşük seviyedeydi, sadece 2 asist yaptı. Maccabi’nin savunması her alanda kötüydü ve CSKA’nın arka alan oyuncuları boyalı alana çok kolay girdiler. Rusların boyalı alandan 22/29 şut atması da, farklı tehditleri ve topun iyi dolaştığını gösteriyor. Guy Goodes’in takımı hücumda da çok zorlandı. Çok fazla anlaşamadılar ve genelde kadrolarındaki oyuncuların bireysel hücum kaliteleri sayesinde sayı buldular.

Pozisyonlar, Kuzminskas ve Sırplar!

Malaga’da çok güzel bir maç oynandı. Açıkçası, maçın sonucu sadece bir şey yüzünden belli oldu: Pozisyon sayısı. İspanyollar 11 fazla hücum ribauntu aldılar ve 6 hata daha az yaptılar. Bu iki istatistik de 17 ekstra pozisyon yaratmalarına sebep oldu! Almanların 2 ve 3 sayılık atışlarda daha iyi yüzdeleri olmasına rağmen, maçın sonucunda kısmen kolay bir şekilde mağlup oldular. Ve eğer Malaga’nın dominasyonuna bir sebep daha arıyorsak, o da Mindaugas Kuzminskas olurdu. Litvanyalı oyuncu, 22 dakikada 18 sayı, 5 ribaunt, 3 asist ve 2 blokla oynadı. Bamberg pick and roll savunmasında sıkıntı yaşadı, Malaga yarattığı tüm ters eşleşmeleri kullandı. Richard Hendrix ve Will Thomas topa yapılan perdeleri iyi kullandı ve boyalı alanda basketler buldular. Bamberg kısa beşle maça geri dönmeye çalıştı, Nicolo Melli “5” numarada oynadı, Nikos Zisis, Janis Strelnieks ve Brandley Wanamaker da dışarıdan tehdit oluşturdular. Ama uzunlarından çok fazla yardım alamadılar. Gabe Olaseni ve Yassin Idbihi hem hücumda hem de savunmada adeta yenildiler. Nemanja Nedovic 3.çeyrekte çok iyiydi, Malaga’nın 3.çeyrekte zorlandığı dönemde. Stefan Markovic’in oyunu okuma seviyesi, her seviyede takım oyuncusu olduğunu gösterdi. Yaptığı 7 asist, maçın sonucunu belirleyen ana etmenlerden biri oldu.

Singleton, Wildcard! 

Çoğu zaman, çekişmeli maçlar tahmin edilemez şekilde belli oldu ve her iki takımların çeyreklerdeki dominasyonu tek bir eşleşmeyle belli oldu! Krasnodar’da da tam olarak bu oldu. Lokomotiv Kuban ve Panathinaikos başa baş mücadele ettiler ve Chris Singleton meseleyi kendi eline alana kadar hiçbir şey belli değildi. Amerikalı, neden bu kadar önemliydi? Ev sahibi takım Miroslav Raduljica’nın hücumdaki özelliklerine bir çare bulmaya çalışırken, Singleton birkaç dakika içerisinde maçın sonucunu belirledi. Sırp pivotun yavaşlığından faydalandı. Üst üste 5 sayı kaydetti, 75-67’lik skora imzasını attı, Raduljica’ya karşı iki pozisyonda iyi savunma yaptı ve Sasa Djordjevic’i Sırp pivotu dışarıya almaya zorladı. Krylo Fesenko’nun basketiyle fark 10’a çıktı (77-67) ve maç sona erdi. Panathinaikos son çeyrekte kötüydü ve bedelini ödediler (çeyrek skoru 18-9 Lokomotiv lehine) ve her takımın da kadrosunda yeni oyuncular olduğu düşünüldüğünde, biraz zaman alacak. Öte yandan, Dimitris Diamantidis zamana karşı değerini korumaya devam ediyor! İkinci yarıda takımının en iyi oyuncusuydu ve yeni bir kilometre taşını geride bıraktı: 253 maça çıktı ve bir başka Yunan Euroleague efsanesi, Theodoros Papaloukas’ı geride bıraktı ve önündeki tek isim 278 maça çıkan Juan Carlos Navarro.

Tamamen Dominasyon 

Khimki, Euroleague’teki en iyi hücum takımlarından birisi, formsuz Real Madrid‘e karşı oynadı ve oyunun her alanında iyi bir performans sergileyerek maçı kazandı. İlk fark, enerji seviyesindeki farklılıktı. Ev sahibi ekip çok enerjikti ve bu da onlar adına +11 pozisyon sağladı. Aynı zamanda 8 hücum ribaundu daha fazla aldılar ve daha az 3 hata yaptılar. Rimas Kurtinatis’in takımının 2 ve 3 sayılık atışlarda daha başarılı olduğunu da eklersek, 84 sayılık performans onların hücum yetenekleri göz önüne alındığında çok doğal bir sonuç. Khimki’nin son Avrupa şampiyonuna karşı baştan sona dominasyonunun 2 etmen daha vardı. Bir tanesi de efektif savunmalarıydı. Khimki, üst seviyede ve birbirinden farklı çözümlere sahip oyunculara karşı ilk üç çeyrekte sırasıyla 14, 18 ve 17 sayıya izin verdi. Son çeyrekte 21 sayı yemelerine rağmen, her şey belli olmuştu ve ev sahibi takım tempoyu düşürmüştü. Bu yüzden bu çok da önemli değildi. İkinci etmen mi? Khimki, yetenekleri guardlarıyla biliniyor ama bunun yanında, iki uzunu da adeta fırtına estirdi! James Augustine ilk yarıda oldukça dominanttı, böylece Khimki galibiyet için iyi bir temel oluşturdu. Marko Todorovic de ikinci yarıda onun bıraktığı yerden domine etti. İkili toplamda 25 sayı ve 15 ribauntla oynadı, 11/17 şut attılar. Real’in ön alanı ise bazı zayıflıklar gösterdi. Son olarak, Khimki’de 5 oyuncu çift hanelerde skor üretirken, Lason’nun takımında ise sadece iki isim, Llull ve Maciulis, çift hanelerde sayı üretti ki onlarda sayılarının çoğunu maçın başında buldular. Eurocup’ın son şampiyonu, Euroleague’in son şampiyonuna karşı oynadığı maçı tamamen domine etti.