Michael Jordan’ın “Şanslı” Takım Arkadaşları: “Jordan Deneyimi”nin Kahramanları Anlatıyor

25/Tem/22 13:11 Temmuz 25, 2022

Bilal Baran Yardımcı

25/Tem/22 13:11

Eurohoops.net

Eurohoops Çeviri, Michael Jordanlı Chicago Bulls kadrosunda bulunma ayrıcalığına erişmiş oyuncuların hikayelerine odaklanıyor.

by Jerry Bembry / Çeviri: Bilal Baran Yardımcı / info@eurohoops.net

Bu çevirinin tüm hakları Eurohoops Ltd. Şti.’ye aittir ve tamamının veya bir kısmının izinsiz kullanılması kesinlikle yasaktır.

Bu yazı 5 Mayıs 2020 tarihinde Andscapte‘te yayınlanmış ve uyarlanarak çevrilmiştir.

Scott Burrell, 1997-98 sezonunda Chicago Bulls‘a katıldığında 26 yaşındaydı. O güne kadar Charlotte Hornets formasıyla halihazırda Larry Johnson, Kenny Anderson ve Glen Rice gibi birkaç yıldız oyuncunun yanında oynamayı tecrübe etmişti.

Ancak Burrell’in Bulls‘ta işlerin çok daha farklı olacağını anlaması uzun sürmedi. Antrenman kampı sırasında kadro için güvenlik atamaları yapıldığında gözleri açılmıştı.

“Charlotte’tayken takımın güvenliği olan bir kişi olurdu. Chicago’da herkesin ayrı bir güvenliği vardı. O kadar fazla yıldızımız vardı ki seyahat ederken rock grupları gibi oluyorduk. Benim gibi genç bir oyuncu için farklı bir deneyimdi.” diyor Burrell.

Michael Jordan deneyimi diyebiliriz buna kısaca.

1990’lı yıllarda Jordan, Bulls’un dünya üzerindeki en dikkat çekici spor takımlarından biri haline gelmesini sağladı. Bu durum, yolculuğun tadını çıkarma fırsatı bulan bir nebze daha düşük profilli oyuncular için de şok etkisi yaratmıştı.

“Hayatımızın en iyi günleriydi”

1986 draftının ilk turunda Bulls tarafından seçilen Ohio’lu Brad Sellers, lige girdiğinde 24 yaşındaydı. Jordan o zamanlarda halihazırda yükselen bir yıldızdı. 1985 yılında Yılın Çaylağı ödülünü kazanmıştı ve Air Jordan markası kuruluşunun ilk yılında ayakkabı satışlarından 100 milyon doları aşkın gelir elde etmişti.

Fakat eğlence yeni başlıyordu.

“Ben Ohio’daki küçük bir kasabadan geliyorum, Michael da North Carolina’daki küçük bir kasabadan geliyor. Scottie Pippen de Arkansas’ın arka planda kalmış yerleşkelerinden birinden katıldı aramıza. Resmen ‘köyden indim şehre’ konumundaydık, hiçbir şeyden haberimiz yoktu.” diyor Sellers.

Bulls kadrosunda oyunun gördüğü en büyük figür haline gelen bir isim kısa zamanda etkisini gösterince diğer oyuncular da gece kulüplerinde, Chicago’daki ve diğer şehirlerdeki restoranlarda VIP muamelesi görmeye başladı.

“20 yaşında Chicago’da yaşayan birkaç adam… Evet, gerçekten de özeldi.” diyor günümüzde Warrensville Heights’ta belediye başkanlığı yapan, Bulls formasını üç sezon terletmiş Sellers. “Detay verme niyetiyle söylemiyorum, hayatımızın en iyi günleriydi.”

Jordan’ın takım arkadaşları şehirdeki statülerinin tadını çıkarabiliyordu çoğu zaman.

Fakat The Last Dance bölümlerinde de gözüktüğü gibi Jordan’ın şöhreti büyüdükçe sıkıntılar da baş göstermeye başlıyordu.

“İlk bölümlerde MJ’in çamaşır yıkadığını falan görebiliyordunuz. O zamanlar öyleydi, ‘köylü’ parçası normal bir insan gibi yaşıyordu.” diyor Sellers. “Fakat basketbolda öylesine büyüdü ki geri dönülmeyecek bir noktaya ulaşmıştı. Bir gün ona ‘Hey M, yemeğini nasıl yiyorsun?’ diye sormuştum.

Zincir bir market olan Jewel-Osco’yu kapanmalarına 15 dakika kala arayıp geleceğini haber verdiğini, böylece o alışveriş yaparken geç saatlere kadar marketi açık tuttuklarını söylemişti bana.”

Jordan ekibe çalışma saatlerini esnettikleri için cömertçe bahşişini de verirdi.

“O zamanlar yılda 30 milyon dolar kazandığı filan da yoktu, bir milyondan az kazandığına eminim.” diyor Sellers. “Fakat o zamanlar için o para çok büyük bir paraydı, insanlara yardımcı olduğundan emin olmak istiyordu.”

Şehrin Jordan’a sahip çıkmasından takım arkadaşları da yararlanıyordu.

Polisler Jordan’ın yolculuklarına eşlik ederdi. Sellers da otobana gireceği saatleri Jordan’ın salona yolculuk ettiği saatlere göre ayarlardı.

Sebep ne miydi? Jordan’ın arabalarına hakim olan eyalet polisleri her zaman yola giriş yaptığı yerde beklerlerdi.

“Yolumuzu değiştirip onun evinin oradaki otobandan giderdik. Chevy Blazer’ımı onun Corvette’inin hemen arkasından sürerdim.” diyor Sellers.

Burrell’in de karlı bir günde takım uçağına yetişmek için havalimanına yaptığı yolculukta benzer bir hikayesi var.

“Endişeliydim, bu yüzden de beş araç önümde benimle beraber takılı kalmış Luc Longley’i aradım.” diyor Burrell. “Sonra sağ şeride bir baktık ki ne görelim? Kendisine eşlik eden bir polis arabasıyla MJ gidiyor. Biz de hemen arkalarına takıldık ve zamanında yetişmeyi başardık.”

Belgeselin dördüncü bölümünün sonunda Burrell için unutulmayacak bir sahne vardı: Jordan, ona “Dennis Rodman Jr.” demişti.

“Mike’in benim için dediği ‘partiliyordu, sürekli takılıyordu’ iddialarının aksine şehir merkezine çok sık uğramazdım. Aileme bu sahnenin varlığını önceden haber vermiştim ki hazırlık olsunlar. Gördüklerinde kahkahalara boğuldular.” diyor Burrell.

O sahneye gülenlerden biri de Burrell’in New York’ta spor sunuculuğu yapan eşi Jeane Coakley’di.

“Eşimin bu konuda ne düşündüğünü soruyor insanlar bana. İkimiz de gülmüştük. Eğer eşim 22 yaşındayken yaptığım bir şeyi sıkıntı ediyor olsaydı muhtemelen doğru çift olmazdık zaten.” diyor Burrell.

Burrell’in Chicago’da geçirdiği bir yıl, kariyerinin en harika sezonu olmuştu.

“Bulunduğum açık ara en yetenekli, en odaklı takımdı. Lideri asla bir gün bile mola vermeyen biriydi, bu onun genlerinde yoktu. Her gün şahit olması inanılmaz bir insandı.” diyor Burrell.