Korver Kaleme Aldı: “Irkçılık Nedeniyle Hepimiz Sorumluyuz…”

11/Nis/19 17:37 Nisan 11, 2019

Mehmet Bahadır Akgün

11/Nis/19 17:37

Eurohoops.net

Kyle Korver, NBA’deki ve ABD’deki ırkçılığı ele alan ve tüm beyazlara çağrıda bulunan bir yazı kaleme aldı. Eurohoops Çeviri, iftiharla sunar…

by Kyle Korver / Çeviri: M. Bahadır Akgün

Bu çevirinin tüm hakları Eurohoops Ltd. Şti.’ye aittir ve izinsiz kullanılması kesinlikle yasaktır.

Bu yazı ilk olarak 8 Nisan 2019 tarihinde Players Tribune’de yayınlanmış ve uyarlanarak çevrilmiştir.

Polis, takım arkadaşınızın bacağını kırınca bunun sizi biraz uyandıracağını düşünürsünüz.

Onu New York’taki bir sokakta tutukladıklarında, geceyi nezarette geçirttiklerinde ve sezonu kapatacağı bir sakatlığa neden olduklarında konunun derinleşeceğini düşünürsünüz. Bu işin arkasında daha başka şeyler olduğunu bildiğinizi düşünürsünüz.

Siz düşünürsünüz.

Ama hayır.

Thabo’ya ne olduğunu ilk duyduğumdaki reaksiyonumu hâlâ hatırlıyorum. 2015’ti, sezonun son dönemleri. Thabo ve ben, Hawks‘ta takım arkadaşıydık ve Atlanta’daki bir maçtan sonra geç saatte New York’a uçmuştuk. Ertesi sabah uyandığımda takımın mesaj grubu çılgına dönmüştü. Ayrıntılar hâlâ belli değildi ancak takımdakiler “Thabo bacağından mı yaralanmış? Tutuklama esnasında mı? Ne, geceyi nezarette mi geçirmiş?” diyorlardı. Herkes çok üzgündü ve kafaları karışmıştı.

Yani, neredeyse herkes. Benim yanıtım… Farklı oldu. Bunu kabul etmekten utanç duyuyorum.

Bunu bugün paylaşmak isteme sebebim de bu.

Hikayenin kalanını anlatmadan önce hemen şunu söyleyeyim. Thabo, benim sıradan bir takım arkadaşım veya ligde az tanıdığım biri değildi. O yıl o süreçte iyi arkadaş olduk. Basketbol camiasının dışındaki şeyleri konuşmak için gittiğim takım arkadaşım oydu. Bazen siyaset, bazen din, kültür… Aklınıza ne gelirse. Thabo, NBA oyuncusunda kolay bulunmayan bir bakış açısı getiriyordu. Bunun sebebini anlamak da kolaydı: Bizim Atlanta’daki takım arkadaşlığımızdan önce Thabo, Fransa, Türkiye ve İtalya’da profesyonel basketbolculuk yapmıştı. Üç dil konuşuyordu! Thabo’nun annesi İsviçreliydi, babası Güney Afrikalı. Thabo’nun doğumu öncesi birlikte Güney Afrika’da yaşıyorlardı, sonra da apartheid (Güney Afrika’daki ırkçılık) nedeniyle oradan ayrılmışlardı.

Etrafında olduğum insanlar arasında Thabo’nun en ilginç kişilerden biri olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Birbirimize saygı duyuyorduk. İyiydik yani, anlıyor musunuz? Birbirimize destek oluyorduk.

 

Her neyse. Thabo’nun tutuklandığını öğrendiğim gün ilk düşüncem neydi bilmek ister misiniz? Dostum ve takım arkadaşım hakkında? Aklıma ilk gelen şey şu oldu: Thabo, üst üste iki maçın oynanacağı günlerde gece kulübünde ne yapıyordu?

Evet. “Nasılmış? Tutuklama sırasında ne olmuş?” gibi şeyler değil. “Bu hikayede yanlış bir şeyler var.” Hiç böyle bir şey demedim. Olayın aslını öğrenmeden ve hatta daha Thabo ile bile konuşamadan… Bir bakıma Thabo’yu suçladım.

“Peki” dedim “Gece geç saatte bir gece kulübünde Thabo’nun yerinde olsam polis beni tutuklamazdı. Tabii yanlış bir şey yapmıyorsam.”

Rezillik.

Sanki bilinçli bir düşünce gibi değildi. Saf bir refleksti bu. Aklıma ilk gelen şey bu olmuştu.

Onun için endişeleniyordum da, buna şüphe yok.

Yine de… Rezillik.

Birkaç ay sonra jüri, Thabo’yu her iddiada suçlu bulmadı. New York polisinin kendisine uyguladığı şiddet konusunda şehir yönetimi ile görüşme yaptı. Sonra da olay bir anlamda ortadan kayboldu. Gündemden düştü. Thabo ameliyat oldu ve iyileşme sürecine girdi. Çok kısa süre sonra yeni bir sezon başladı ve yeniden sahaya çıktık.

Hayat devam etti.

Yine de ben huzursuzluğumu atamıyordum.

Yani ben olaya karışmamıştım. Orada bile değildim. O zaman neden arkadaşımı yüz üstü bırakmış gibi hissediyordum?

Neden kendimi yüz üstü bırakmış gibi hissediyordum?