Analiz: Derrick Williams’ın Fenerbahçe’ye Getirdiği Değişim Rüzgarı

19/Tem/19 10:08 Temmuz 19, 2019

Utkan Sahin

19/Tem/19 10:08

Eurohoops.net

Fenerbahçe Beko, Derrick Williams ile anlaşarak bombayı patlattı. Peki bu transfer sarı-lacivertliler için ne anlama geliyor?

by Utkan Şahin / info@eurohoops.net

Derrick Williams’ı kadrosuna katan Fenerbahçe Beko, oldukça çarpıcı bir transfer dönemi geçiriyor.

İki oldukça iyi kariyerli isim sarı-lacivertli takımın kadrosuna kattı.

Hatta 2014’ten beri ele alırsak süreci, en çarpıcı dönem olabilir. Sarı-lacivertli ekibe önemli  oyuncular geldi ama aynı yazda hem son 5 yılda EuroLeague’in en etkili ismi olan Nando De Colo’nun hem de kariyerinde 2. sıra draft seçimi olan Derrick Williams’ın gelmesi seviyeyi bambaşka bir noktaya çekti.

Diğer yandan ise Fenerbahçe adına son 4 sezonu şekillendiren 2015 yazından beri ilk defa havada bir değişim kokusu var.

2017 yazında Zeljko Obradovic, takımın iki lideri Bogdan Bogdanovic ve Ekpe Udoh ayrıldığı zaman bile transfer döneminde sistemin devam edeceği isimlere yönelmişti. Şimdi ise sarı-lacivertlilerde sistemi korumaktan daha çok, yeteneğin ön plana çıktığı bir transfer dönemi görüyoruz. Bu da gelecek sezon daha farklı bir Fenerbahçe izlemeyi bizlere vaat ediyor.

Bu değişimin kokusunu alan Eurohoops Fırın ise sizler için kağıt kalemi ele aldı ve Derrick Williams transferinin sarı-lacivertliler için ne anlama geldiğini, takımda neleri değiştirebileceğini naçizane anlatmaya karar verdi.

Hazırsanız, başlayalım!

Farklı Tercihler, Farklı Öncelikler

Geçen sezon EuroLeague finalinin Anadolu Efes ile CSKA Moskova arasında oynanması ve şampiyonun CSKA Moskova olması, Avrupa’da bazı fikirlerin eskisi kadar doğru olmadığını gösterdi.

Neydi o fikirler?

Bir tanesi NBA’in Avrupa’daki yıldızları istediği gibi götürebildiği bu dönemde, büyük takımların mümkün olduğunca elindeki çekirdeği korumayı çalışması gerektiğiydi. Özellikle Real Madrid ile Fenerbahçe, sürekli yeniden bir düzen kurmaktansa var olan defolarını giderecek şekilde ilerlemeyi ve takımın birlikte oynayarak kazandığı refleks ile tecrübeye güvenmeyi tercih etti. Basketbolun temelinde yatan şeylerden bir tanesinin kas hafızası olduğunu düşünürsek, bence bu fikir yanlış değildi.

Zaten takımların, bu tercihlerinden özellikle normal sezonda çok fayda gördüğüne hepimiz şahit olduk. Fenerbahçe özelinde ilerlersek, sarı-lacivertlilerin tek yaratıcısı olduğu bir sezonu büyük bir üstünlükle lider tamamlamasının en büyük sebebi buydu.

Fakat diğer yandan ise karşımıza Anadolu Efes gibi bir örnek çıktı. Elindeki kadrosunun birlikte oynama deneyiminin neredeyse hiç olmadığı bir sezonda Efes, finale kadar yürüdü. Bu da birlikte oynamanın en değerli şey olduğu fikrine tabii ki zarar verdi.

Elbette, Fenerbahçe’de sakatlıklar olmasaydı, neler olabileceğine dair bir fikir tartışmasına girebiliriz ama bu cevabını asla bilemeyeceğimiz bir tartışma olur. Sadece yaşanmışlığın üzerinden ilerlersek, iş Final Four’a geldiğinde refleks ve tecrübenin düşünüldüğü kadar öncelikli olmadığını Efes bize gösterdi.

Diğer zarar gören düşünce ise Avrupa basketbolunda yetenekten daha önemli şeyler olduğu fikri oldu.

Gerçekçi bakarsak geçtiğimiz sezonun başından playoff’un bitimine kadar olan süreçte şampiyonluğun en büyük iki adayı Fenerbahçe ve Real Madrid‘di.

CSKA Moskova kadro içerisinde yaşadığı problemler, Efes ise yeterli mental ve fiziksel sertliğe sahip olmaması sebebiyle bu iki takımın arkasında gözüküyorlardı. Fakat iş Final Four’a geldiği zaman, özellikle kısaların yeteneğinin aslında ne kadar belirleyeceği olduğunu gördük.

Larkin ve Micic’in yarı finalde neler yaptığını zaten hatırlıyoruz. Diğer tarafta ise Real Madrid, uyum, sertlik ve özellikle pota altındaki opsiyonlar açısından CSKA’nın çok önünde gözükse de Rus devi, başta kısalarının yetenek tavanının Real’e göre çok daha yukarıda olması sayesinde o kötü geçen sezondan şampiyonluğa yürüdü.

Bu da aslında bize şuna getirdi: Fenerbahçe ve Real Madrid’in tercih ettiği ve öncelik haline getirdiği özellikleri, Final Four’a kadar çok değerli. Hatta şampiyon, bir haftasonunda oynanan iki maç üzerinden değil de, bir playoff formatında belirlense bu iki takımın kupa için en büyük silahları olacak özellikler…

Fakat büyük bir kaos içerisinde şampiyonun 80 dakikada belli olduğu haftasonunda sadece bunlara güvenerek ilerleyemiyorsunuz. Elinizdeki yetenek hacminin darlığı büyük oyuncu yetenekleri karşısında tüm sezonu sizden çalabiliyor.

Fenerbahçe Beko ise Derrick Williams transferiyle birlikte tam bu noktada Avrupa’da değişen rüzgarı hissettiğini bizlere gösterdi.

Kişisel olarak Nando De Colo transferinin daha değerli olduğunu düşünsem de Williams transferinin anlamı çok daha farklı. Obradovic, Fransız yıldızı kendi sistemi içerisine yerleştirerek devam edebilirdi. Nicolo Melli‘nin NBA’e gittiği bir yazda ondan çok daha farklı profilde olan Derrick Williams’a gidilmesi ise sistemden daha farklı şeylerin öne alındığını ortaya koyuyor.

Çünkü ikisinin farklı tarzda özellikleri olması bir yana, takımları için oturabileceği roller de çok farklı. Bunu daha iyi anlamak için ise Melli‘nin Fenerbahçe için ne anlama geldiğini biraz incelememiz gerekiyor.

Binayı Taşıyan Adam: Nicolo Melli

Bana sorarsanız Nicolo Melli, son dönem dışında Fenerbahçe taraftarından hak ettiği saygıyı çok fazla alabilmiş bir isim değil.

Herhalde Brose’de geçirdiği sezon sonrasında insanlar ondan çok daha yıldız rolünde olduğu bir performans bekliyordu. Yoksa onun yeteri kadar öne çıkartılmaması adına başka bir sebep aklıma gelmiyor.

Çünkü Obradovic‘in son iki yıldaki takım kurgusunda Melli‘nin öyle bir rolü olmadı. Obradovic onu Brose’deki gibi hücumun merkezine yerleştirmedi ya da öncelikli bir pas istasyonu haline bile getirmedi. Sırp koç, İtalyan oyuncusunu daha çok sistemin defolarını kapatacak bir rolde kullandı. Bu sebeple sarı-lacivertliler kazandığı zaman Melli çok fazla konuşulmazken kaybettiği zaman ise ilk onun yeterliliği sorgulandı.

Fakat aslına bakarsak, bu bir tercihti. Bu sebeple eleştireceksek ilk olarak Obradovic’in tercihini konuşmamız gerekiyordu. Hatta bana sorarsanız, takımın tek yaratıcısının olduğu geçen sezonda Melli’nin daha fazla pas istasyonu olmaması da eleştirilmesi gereken bir konuydu ancak Obradovic, ondan bunu istemedi.

Peki ne istedi?

Temelde Obradovic, Melli’nin rolünü Vesely‘nin konfor alanını genişletmek ve onun defolarından kaçmak amacıyla kurguladı. Hücumda Melli, hep Vesely‘nin pas açılarına göre 2. pas kanalı olarak gezdi. Savunmada ise Vesely, kısanın karşısına çıktığı zaman arkayı koruması gereken ya da 3-4’lere karşı arka alanı doldurması gereken isim o oldu.

Melli’nin bunları başarılı bir şekilde yapabilmesi sayesinde Fenerbahçe, savunmada daha iyi bir takım oldu. Zaten şöyle bir göz hafızamızı güçlendirirsek; genellikle sarı-lacivertlilerin savunmasında Melli’nin oyun aklı ve bilgisinin çok fazla gediği kapattığını hatırlarız.

Hücumda ise Obradovic’in fiziksel oynamayı kullanmayı planladığı ortamda o çarkın dönmesi için Melli’yi genellikle 3 sayı çizgisinin dışarısında gördük. İtalyan yıldız,  Vesely’nin ikili oyunları ya da Kalinic ve Datome‘nin sırtı dönük oyunları sırasında 2. top yönlendirici olarak tepede top dolaşımını sağlayan isim oldu. Zaten ne zaman takımlar onun bu pas istasyonu olması yerine Melli’nin şut kullanmasını tercih etti, Fenerbahçe için o zaman sıkıntı başladı.

Geçtiğimiz sezon sarı-lacivertliler, EuroLeague’de aldığı 8 yenilginin 6’sını Melli’nin 5’ten fazla saha içi şut kullandığı maçlarda aldı. Toplamda ise Melli’nin bu tarz maçlarında Fenerbahçe 11-6’lık bir derece elde etti.

Nicolo Melli’nin Ortalama Şut Sayısı
Fenerbahçe’nin Kazandığı Maçlarda 5.5
Fenerbahçe’nin Kaybettiği Maçlarda 7.3

Melli’nin çok fazla top kullanması hiçbir zaman Fenerbahçe’nin önceliği olmadı. Zaten usage rating (şut kullanma oranı) istatistiği de bize bunu gösteriyor. Melli, sarı-lacivertlilerde en çok ilk beş başlayan oyuncu ve bunun yanında ortalama olarak Sloukas‘tan sonra takımın en fazla süre alan ismi olsa da %15.5 ile takımın en düşük 2. usage ratingine sahip ismiydi.

Obradovic onu hep takımın damarlarını besleyen, arkadaki pürüzleri giderecek oyuncu şeklinde kullandı. Bu konuda da Gherardini’nin çok güzel bir betimlemesi var: “Kendisine de söylüyorum hep, ‘Almanlardan daha Almansın’ diye. Fazlasıyla aklı başında, zeki biri Nicolo.”

Gerçekten de öyle. Başka bir isim olsa, EuroLeague’de en iyi 2. beşe seçildikten sonra daha öne çıkacağı bir takım planı içerisinde olmak isterdi. Fakat Melli bunu hiç önemsemedi. Takımı nerede problem yaşasa önceliğini oraya yardım etmeye adadı…

Bunu daha basit bir örneklendirmeyle anlatmam gerekirse; -Türkiye’de yaşadığım için tabii ki inşaattan örnekle anlatacağım.-

Melli, bu takımın merkezinde değildi, bu yüzden onun için belki inşaatın temeli diyemeyiz ama onun için binanın güvenilirliğini, rahatça ayakta durmasını sağlayan kolonu benzetmesi yapabiliriz. Derrick Williams ise bir kolon değil. Amerikalı yıldız, bir dış cephe süsü… Belki sizin için binanın güvenirliğini sağlamaz ama binanızın diğer binalar karşısında fark yaratmasını sağlayabilir

Bundan dolayı, Obradovic’in Williams’ı alarak tam olarak Melli’nin pozisyonuna yerleştirmesi mümkün değil. Fakat akıllı bir insan olarak da binanın güvenilirliğini de sağlamak isteyecektir. Bu da bize gelecek sezon için yepyeni bir takım kurgusu vaat ediyor!