Fenerbahçe Beko Analiz: “En Son Umutlar Ölür!”

03/Oca/20 22:25 Ocak 4, 2020

Utkan Sahin

03/Oca/20 22:25

Eurohoops.net
fener_olympiacos_fener

Fenerbahçe Beko, önceki gece Pire’de dikkat çekici bir performansla kazandı. Peki bu galibiyet ne anlama geliyor? Eurohoops Fırın yazdı…

by Utkan Şahin / info@eurohoops.net

“‘umut’ tüyleri olan bir şeydir
ruha tüner
ve sözsüz bir melodiyi söyler
durup dinlenmeden”

Fenerbahçe Beko, Perşembe gecesi Pire’de belki de son gerçek şansını çok iyi kullanarak Olympiakos’u mağlup etmeyi başardı.

Sarı-lacivertliler buradan da eli boş dönseydi, matematiksel olarak şansını sıfırlamayacaktı ama kendisini geri dönülmesi çok zor bir durumda bulacaktı. Muhtemelen playoff potasıyla arasındaki fark 4 maça kadar çıkacak ve son 5 maçını kaybetmiş bir takım olarak tek şansı, 2. yarıda kusursuz bir performans sergilemek olacaktı. Hatta belki kusursuzluk bile yetmeyebilirdi.

Fakat Zeljko Obradovic ve öğrencileri, bu sonuçla karşılaşmadı ve yarışa bir şekilde tutundu.

Evet, şu aşamada hala işleri hiç kolay değil. Sarı-lacivertlilerin hem basketbol hem de sahadaki sonuçlar açısından 2. yarıda bambaşka bir performans sergilemeleri gerekiyor. Fakat en azından Valencia maçının son bölümündeki karanlıkla birlikte aynı güneşin bir dağın arkasında batması gibi kaybolup gitmiş gözüken umut, bir kez daha onlara geri döndü.

Belki bunu iyimser bir bakış açısı olarak görebilirsiniz. Sonuçta Fenerbahçe Beko, sadece 1 galibiyet aldı ve hala gitmesi gereken çok yol var. Fakat bana sorarsanız, bu maçtan sadece bir galibiyet olarak bahsedemeyiz.

Sarı-lacivertli takım, Pire’deki maçta bu sezon ilk defa sahadaki basketbolu açısından gelişebildiğini gösterdi. Son yazımda da söylediğim gibi, sezon içerisindeki gelişim bir basketbol takımı için sezonun anahtar noktasıdır. Bu maça kadar ise sonuçlardan bağımsız bir şekilde Fenerbahçe’den bunu göremedik. Pire’deki son maçta ise ortaya bazı filizler çıktı.

Bu yazıda ise bu filizlenmelerin ne kadar büyüyebileceğine ve/veya bunun bir yalancı bahar ile açan çiçek olup olmadığına bakacağız.

İkincisi çok önemli çünkü bu sezon Fenerbahçe, ilk kez bir umutla karşılaşmıyor. Felaket başlangıç sonrasında arka arkaya gelen 3 galibiyet sonrasında da onların yukarı doğru ivlenmesi bekleniyordu ama kolay fikstüre rağmen sarı-lacivertliler, mental olarak çok ağır 4 yenilgi aldı.

Fakat Emily Dickinson’ın yukarıdaki dizelerinde de anlattığı gibi; umut dediğimiz şey de tam olarak bu. Ruhumuzda hiç bıkmadan bir melodi söyleyen, tüyleri olan bir şey o.

Dolayısıyla da üzerine konuşulmayı hak ediyor!

Joffrey Lauvergne’nin Saf Dışı Kalması

Bazen umut etmek geri de tepebiliyor.

Geçen sezon Fenerbahçe taraftarı, Joffrey Lauvergne’nin geri dönmesi için çok uzun süre beklemiş, en sonunda da hayal kırıklığı yaşamıştı. Bu sezon ise daha da büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar.

Sarı-lacivertliler, yazın sözleşmesinden çıkamadığı için Lauvergne ile yola devam etmek zorunda kaldı ama bunun sahadaki karşılığı kabul edilemeyecek kadar kötü oldu. Fransız oyuncu ile Fenerbahçe o kadar kötü bir haldeydi ki sarı-lacivertte gelişimin başlangıcı, Joffrey Lauvergne’nin rotasyondan çıkarılmasıyla birlikte ortaya çıktı.

Yanlış anlamayın, burada bir günah keçisi göstermek gibi bir niyetim yok. Lauvergne belirli roller için çok uygun olan, geçmiş kariyerinde kendini fazlasıyla kanıtlamış bir uzun… Hatta belki sarı-lacivertlilerin savunmada daha az defoları olsa rotasyonda kullanabilecek bir oyuncu fakat onun, 2019/20 model Fenerbahçe Beko içerisinde var olması mümkün değil. En azından işin savunma kısmında!

Malcolm Thomas transferini değerlendirirken onun savunmada yarattığı durumdan bahsetmiştim. 

Lauvergne sahadayken sarı-lacivertli ekibin savunmada 100 pozisyon başına izin verdiği sayı 108.7’e kadar çıkarken (EuroLeague’in bu alanda en kötü 2. pivotu) o sahada yokken bu sayı 96.7 gibi kabul edilebilir bir seviyeye düşüyordu. Keza o sahadayken sarı-lacivertlilere karşı rakipleri, ikilik atışlarda %59.0 profesyonel basketbol takımını mahvedecek bir yüzdeyle ikilik atıyordu.

Bütün bunlar zaten korkunç ama daha da kötüsü Fenerbahçe’nin Lauvergne ile birlikte sürdürülebilir bir savunma planı yoktu. Ne Obradovic, ikili oyun savunmasında onu yarı sahaya kadar çıkartabiliyordu ne de Lauvergne’i ikili oyun sırasında geriye düşürüp çembere yakın olmasının bir faydası oluyordu.

Çünkü bir planda rakipler, onun üstüne giderek rahatça sayılar bulurken diğer plan ise Derrick Williams’ın savunma bilgisindeki problemler sebebiyle işlemiyordu. Dolayısıyla da rakipler, Lauvergne’nin savunduğu ikili oyun başına 1.27 sayı gibi inanılmaz yüksek bir sayı ortalaması yakalıyordu.

Zeljko Obradovic‘in bütün bunlara rağmen Lauvergne’i rotasyonda tutmasının en büyük sebebi, zaten çembere yaklaşamayan takımını iyice potadan uzaklaştırmak istememesiydi. Fakat o da sonunda pes etti ve Fransız pivot, Valencia maçından itibaren teknik bir kararla kadroya alınmamaya başlandı.

Bana sorarsanız Obradovic, Malcolm Thomas transferinden bağımsız bir şekilde bu kararı geç verdi. Bu kadar problemi olan bir takım için Lauvergne taşınması imkansız bir yüktü ve çok daha önceden ya rolünün oldukça küçültülmesi ya da şu an olduğu gibi komple kesilmesi gerekiyordu. Sırp koçun saha içerisindeki soru işaretlerini anlayabiliyorum ama bu kadar tahammül etmesi takımına gelişim değil, zarar verdi.

Peki Lauvergne’in rotasyondan çıkmasıyla birlikte Obradovic, ne yaptı? Aslında çok basit bir yönteme gitti ve savunmada başına dert olan bir oyuncuyu, daha az dert olacağı bir pozisyona çekti. Yani, Derrick Williams’ı beşe çekti.

  İlk 15 Maç Son 2 Maç
Oransal Olarak Derrick Williams’ın Pivot Pozisyonunda Aldığı Süreleri %22.8 %75.2

Fenerbahçe taraftarı, atletizmiyle ilgili olarak onu çok sevse de D-Will de bu zamana kadar Obradovic’in dertlerinden biri oldu.

Amerikalı oyuncu, işin savunma tarafındaki hem bilgi hem de efor devamlılığı olarak çok fazla problem yaratıyordu. Herhangi bir pozisyonda bunu zaten açıkça görebiliyorsunuz.

Onun beş numaraya çekilmesiyle birlikte ise Fenerbahçe, Derrick Williams’ın en önemli özelliği olan atletizm ve enerjisini kullanabileceği bir savunma planına evrildi. Bunu sağlamak için de kanatlarda Datome ile Kalinic savunma bilgisi ve alan daraltmasına güvenildi. Williams’ın 4 numaradaki süreleri de otomatikman Kalinic‘e kaydı.

Yani Obradovic, hem 4 numaradan istediği o savunma bilgisi, alan paylaşımını almaya başladı hem de D-Will’i en azından kabul edilebilir bir şekilde savunma rotasyonuna ekledi.

Aslına bakarsanız, bu Fenerbahçe’nin daha önce kullanmadığı bir plan değildi. Hatta D-Will’in verimli olarak gözüktüğü beşlere baktığımızda çoğunlukla onun 5 numara oynadığı beşlerdi. Fakat Obradovic bunu bir plandan daha çok, agresifliğe bağlı bir şekilde maçın gidişatını değiştirmek için kullanıyordu.

Normal şartlar altında bana sorarsanız olması gereken de zaten buydu. Kariyeri boyunca hemen hemen hiç 5 numara savunmasına dair çalışmamış bir oyuncudan, böylesine bir role evrilmesini beklemek kolay değil. En azından ana plan olarak…

Bir kere bunun Fenerbahçe için birçok dezavantajı var.

Kalıplı uzunlar karşısında sarı-lacivertlilerin neler yaşayabileceğini Bojan Dubljevic karşısında gördük. Bununla birlikte pota altında fiziksel olarak küçük kalmak savunma ribaundları açısından takımının başına bela oluyor.

Keza bu işin sadece savunma yönü yok. Fenerbahçe, D-Will’i beş numarada oynatarak açıkça potadan uzaklaşmayı kabul etmiş oluyor. Üstelik Kalinic’in de işin hücum kısmında kendine uygun bir rolü olmuyor. En önemlisi de pivot oynamak biraz acı çekmektir. İçeride sert ve kalıplı uzunlarla sürekli mücadele etmek Derrick Williams tarzında bir oyuncu için kabul edilmesi kolay bir durum değil. Bu tarz oyuncuların bir yerden sonra rolüne küstüğünü ve aşağıya doğru düştüğünü çok gördük.

Fakat her planın sorunları vardır.

Kabul ediyorum, bu çok fazla yan problemi yanında getiren bir plan ama en azından bir plan. Fenerbahçe, Lauvergne ile devam ederken ise bir planı bile yoktu. İkili oyunlar karşısında sarı-lacivertli takım, oyuncular gözünü kapatıp beklese daha etkili bir savunma yapmış oluyordu.

D-Will’in 5 numarada kullanıldığı planda ise sorunları kabul edip, buna göre bir maç planı kurgulama ve bu planı geliştirme şanslarınız var.

Sarı-lacivertlilerin Valencia ve Olympiakos maçlarına bakarsak bunu görebiliyoruz zaten. İki maçta da mükemmel savunma yapmadı Fenerbahçe! Hatta geçtiğimiz yıllarda olsa eleştirebileceğimiz performanslar sergiledi fakat maç içerisinde bu tercih edilmiş savunma planıyla birlikte sarı-lacivertlilerin oyun tarzında bir şeyler dikte edebildiğini gördük.

Bu planla birlikte Fenerbahçe, savunmada neredeyse her yerden delinen bir takım olmaktansa daha mobil, hareketli fakat fiziksel olarak eşleşme problemi yaşayan bir savunmaya dönmüş oldu. Bu oldukça riskli savunma planında Zeljko Obradovic ve öğrencileri, tercihen rakipleri karşısında bu fiziksel avantajlarını kullanmaya çalışırken daha mobil olmanın getirdiği avantajla da burada rakiplerini bozmaya çalıştı.

Bunu yaparken de eski dostlar Kalinic ve Datome yardıma koştu!