by Eurohoops Team / info@eurohoops.net
Eurohoops Türkiye’yi YouTube’da takip etmek için tıklayın!
Eurohoops Türkiye’nin Instagram hesabını takip etmek için tıklayın!
Bu yazı 3 Ocak 2026 tarihinde Bleacher Report‘ta yayınlandı ve uyarlanarak çevrildi.
Yeni Yıl, NBA takımlarına önümüzdeki 12 ayda kim olmak istediklerine karar verme fırsatı sunar. Ancak karar sezonu, önce kim olduğunuzu bilmediğiniz sürece pek bir anlam ifade etmez.
Bu ruhla, lig genelinde şöyle bir gezinelim ve her takımın şu anki durumunu yansıtan bir kelime belirleyelim.
Bunlar nihai değerlendirmeler değil, her bir takımın şu andaki haline dair anlık kareler. Örneğin, Oklahoma City Thunder ilk kez kendini savunmasız hissediyor olabilir. Öte yandan Los Angeles Clippers, uzun zamandır hiç olmadığı kadar güçlü bir döneme girmiş durumda.
Haydi, 2026’nın tonunu her takım için bir kelimeyle belirleyelim.
Atlanta Hawks: Yol Ayrımı

Atlanta Hawks çıkış rampasını arıyor olabilir ama direksiyonda Trae Young var.
Takım, dört kez All-Star olmuş Young’ı takas etmeye her zamankinden daha yakın gibi duruyor. Bu ihtimal, yaz aylarında yapılan sözleşme uzatma görüşmelerinin sonuçsuz kalması ve Young’sız Hawks’ın çok da kötü görünmemesiyle iyice kuvvetlendi. Ancak bu takas sınırlı bir pazarlık gücüyle yapılmak zorunda kalacak. Young, 2026-27 sezonu için oyuncu opsiyonuna sahip. Bu da, takas edileceği takımın yeni bir sözleşme konusunda kararsız kalması durumunda, serbest kalma tehdidinde bulunabileceği anlamına geliyor.
Young’dan ayrılmak muhtemelen doğru karar, fakat bu o kadar da büyük bir fark yaratmayabilir. Onun kontratının kısa sürede bitecek olması ve pozisyondaki diğer genç yıldızların (örneğin LaMelo Ball) daha uzun vadeli anlaşmalarla piyasada bulunması işleri karmaşık hale getiriyor. Young için verilecek teklifler, Ball için verilecek tekliflerin gerisinde kalabilir.
Atlanta Hawks sonunda ileriye bakma cesaretini bulmuş olabilir, ama bunu nasıl yapacaklarını bulmakta zorlanacaklar.
Boston Celtics: Yetenekli
Boston Celtics’in Doğu Konferansı’nda ilk dörtten düşmemekteki ısrarı biraz da sistemsel. Koç Joe Mazzulla, takımı maç başına en fazla üçlük deneyen üçüncü takım haline getirmiş durumda ve pota altını rakiplere tamamen kapatmış; bu da şut dağılımı açısından rakipleri matematiksel olarak alt etmeye yönelik neredeyse kusursuz bir plan.
Aynı zamanda, Boston’ın başarısının arkasında ciddi bir bireysel yetenek seviyesi var.
Jaylen Brown’ın gelişimi en çarpıcı örnek. Kendi yarattığı atışlardaki yüksek isabet oranı sayesinde maç başına neredeyse 30 sayı buluyor. Özellikle 16-23 feet aralığındaki şutlarında %56.9 gibi inanılmaz bir isabet oranı yakalamış durumda.
Daha genel olarak bakıldığında, Celtics maç başına diğer tüm takımlardan iki tane daha fazla pull-up (dripling sonrası) üçlük deniyor. Bu şutlar genellikle sabit şutlara göre daha zor. Ancak Celtics bu atışlarda %35 ile oynuyor; bu, maç başına en az 12 tane bu tarz şut deneyen takımlar arasında en iyisi.
Serbest atış çizgisine neredeyse hiç gitmeden ilk beş hücum takımı arasında yer almak, ciddi anlamda şut yeteneği gerektirir. Celtics geçen sezondan neredeyse yarı kadrosunu kaybetmiş olsa da, hala yeterince yetenekli oyunculara sahip.
Brooklyn Nets: Gelişim
Brooklyn Nets, Aralık ayında maçlarının çoğunu kazanarak şaşırtıcı bir başarı elde etti. Bu, özellikle Kasım ayını 3 galibiyet ve 16 mağlubiyetle kapatmaları düşünüldüğünde dikkat çekici.
Milwaukee Bucks, Toronto Raptors, Philadelphia 76ers gibi takımlara karşı kazanılan maçlar çoğunlukla veteran oyuncuların çabalarıyla geldi (Michael Porter Jr. durdurulamazdı, Nic Claxton’ın pas yeteneği önemli bir silah haline geldi). Ancak bu başarıda genç oyuncuların katkısı da vardı.
Danny Wolf daha sık rotasyonda yer bulmaya başladı ve oyun görüşü ile pas yeteneği, onu neden umut vadeden bir yetenek olarak gördüğümüzü gösterdi. Egor Dëmin ise Aralık ayında üçlük çizgisinin gerisinden %40’a yakın isabet yakaladı, topu iyi dolaştırdı ve potaya daha fazla yöneldi.
Brooklyn’in diğer üç birinci tur çaylağı (Ben Saraf, Drake Powell, Nolan Taore) benzer bir etki yaratamamış olsa da, oynadıkları maçlarda ortalama 13 dakika süre aldılar.
Saraf ve Traore, G League’deki Long Island Nets formasıyla çift haneli skorlar üretip iyi üçlük yüzdesi tutturdular. Wolf ise o seviyedeki hücum performansıyla Brooklyn’de ciddi süreler bulmayı hak etti.
Charlotte Hornets: Kontrol
NBA’de ayakta kalmanın temel unsurlarından biri, kontrol edebildiğin şeyleri kontrol etmektir. Charlotte Hornets için bu, takım Kon Knueppel sahada olmadığında şut tehdidinden yoksun ve kim oynarsa oynasın savunmada etkisiz olsa da, ribaundlara hükmetmek anlamına geliyor.
Rebound, bu yılın görece başarısında büyük rol oynayan nadir güçlü yönlerden biri. Charlotte, playoff yarışında ciddi bir tehdit olmasa da, 2021-22 sezonundan bu yana en yüksek galibiyet sayısına ulaşma yolunda.
Ribaund başarısının faydaları iki yönlü olarak görülüyor. Hücumda Hornets, verimli skor üretememesine ve top kayıplarına rağmen, hücum ribaund oranında ligde beşinci sırada. Bu da hücumlarını ayakta tutuyor.
Savunma tarafında ise daha da iyiler. Rakiplerinin hücum ribaund oranı sadece %26.9; bu ligde üçüncü en düşük oran.
Belli bir alandaki uzmanlık, Hornets’ın çoğu geceyi rekabetçi geçirmesini sağlıyor.
Chicago Bulls: Tik-tak (Saatli Bomba)
Buradaki “tıklayan”, Chicago Bulls’un 2026’ya girerken zaman baskısı altında alması gereken kararları (örneğin, sezon sonunda serbest kalabilecek Coby White, Ayo Dosunmu ve Nikola Vucevic’i takas etmek) çağrıştırabilir.
Ancak bu kelime, Bulls’un savunmasının adeta saatli bomba gibi çalışmasına işaret ediyor.
Hiçbir takım rakiplerine pota altından daha fazla şut şansı tanımıyor. Ayrıca rakiplerin köşe üçlük deneme sıklığı açısından da Bulls, ligin en kötü 10 takımı arasında.
Bu kadar çok yüksek değerli şuta izin vermeleri sonucu, rakiplerinin beklenen saha içi isabet yüzdesi ligde en yüksek seviyede. Yine de şu ana kadar rakiplerinin isabet yüzdesi sadece 20. sırada yer alıyor.
Bu istatistikler normale döndüğünde, Bulls’un .500 civarında tutunması çok daha zor hale gelecek.