by Eurohoops Team / info@eurohoops.net
Bu yazı 24 Temmuz 2026 tarihinde Bleacher Report’ta yayınlanmış ve uyarlanarak çevrilmiştir.
Eurohoops Türkiye’yi YouTube’da takip etmek için tıklayın!
Eurohoops Türkiye’yi Instagram’da takip etmek için tıklayın!
NBA’in tüm zamanların en iyi oyuncusunun kim olduğu tartışmasının yıllar içinde sayısız farklı versiyonunu gördük veya dinledik.
Bu tartışma genellikle Michael Jordan ve LeBron James etrafında dönüyor. Bazen Bill Russell, Wilt Chamberlain veya Kareem Abdul-Jabbar’ı savunan biriyle karşılaşabilirsiniz. Stephen Curry ya da Kobe Bryant’ın en büyük olduğunu öne süren az sayıda insan da bulunuyor.
Ancak kimi destekliyor olursanız olun, bu tartışmada oldukça önemli bir sorun var: NBA’in yaklaşık 80 yıllık tarihi boyunca basketbolun geçirdiği köklü değişimler.
Ligin ilk dönemlerinden görüntüler izlediğinizde neredeyse tamamen farklı bir spora bakıyormuşsunuz gibi geliyor. Jordan veya Kobe döneminden görüntüler bile bugünkü basketboldan şaşırtıcı ölçüde farklı görünüyor.
Bu tartışmaya yaklaşmanın daha güvenli ve muhtemelen daha doğru yolu, dönemleri birbirinden ayırmak. Biz de burada yaptığımız gibi değerlendirmeyi on yıllara bölebiliriz.
Bunu yapabilmek için her dönemdeki NBA oyuncularına MVP oylamasındaki payları, All-NBA seçimleri, takım başarıları, galibiyet katkısı, Yılın Savunmacısı ödülleri ve Yılın En İyi Savunma Takımları’na seçilmeleri üzerinden puan veren bir formül oluşturduk.
Ortaya çıkan sonuçları aşağıda bulabilirsiniz. Yazının sonunda ise kullanılan yöntemi daha ayrıntılı biçimde açıklayacağız.
1940’lar: George Mikan
George Mikan hakkındaki bilginiz “Mikan Drill” ile başlayıp bitiyor olabilir. Pota çevresinde kendisini geliştirmesi gereken genç bir oyuncu tanıyorsanız bu çalışmayı araştırmanızda fayda var. Ancak Mikan’ın mirası bundan çok daha büyük.
Mikan, NBA tarihinin ilk gerçek büyük uzun yıldızlarından biriydi. İlk üç sezonunun tamamında ligin sayı kralı oldu. Bu değerlendirmede ele alınan yıllarda ise maç başına 27.8 sayı ve 3.2 asist ortalamaları yakaladı. Ribaund istatistikleri 1950’li yıllara kadar kaydedilmiyordu.
Daha da önemlisi Mikan, hem 1949’da hem de 1950’de şampiyonluğa ulaştı. Bu iki playoff yolculuğunun her birinde maç başına 30 sayının üzerine çıktı.
2.08 metrelik pivot, kendi döneminde fiziksel açıdan devasa bir oyuncuydu ve kendisinden çok daha kısa rakiplerini sık sık ezip geçiyordu. Ancak aynı zamanda önemli teknik becerilere de sahipti; Mikan Drill’in ortaya çıkmasının nedeni de buydu. DePaul’daki antrenörü Ray Meyer, Mikan’ın farklı alanlarda gelişmesi için hız torbasında boks çalışması yapmasını, dans dersleri almasını ve ip atlamasını sağladı.
Sonuç olarak ortaya, uzun oyuncuların NBA’e onlarca yıl boyunca hükmetmesinin önünü açan devrim niteliğinde bir pivot çıktı.
İlk beşin diğer isimleri: Max Zaslofsky, Joe Fulks, Jim Pollard, Bob Feerick
1950’ler: Bob Cousy
Bu anlatı, top hakimiyeti ve pas yeteneğiyle tanınan 1.85’lik oyun kurucu Bob Cousy’ye geçiş yapmak için pek uygun görünmeyebilir. Ancak aynı zamanda Cousy’nin büyüklüğünün de bir göstergesi.
Bob Pettit ve Dolph Schayes’in yıldızlaştığı, Mikan’ın kariyerinin sonuna ve Bill Russell’ın yükselişinin başlangıcına sahne olan bir dönemde Cousy, 1950’li yıllar için hesaplanan toplam puanda herkesi geride bıraktı.
Cousy bu on yıllık dönemde bir MVP ödülü kazandı, dört kez daha MVP oylamasını ilk altı içinde tamamladı ve dokuz kez All-NBA seçildi. Üstelik bu seçimlerin tamamında Birinci Takım’da yer aldı. Sekiz kez asist kralı olurken maç başına 19.4 sayı, 7.6 asist ve 5.8 ribaund ortalamaları yakaladı.
Mikan kariyerinden sonraki yıllarda uzun oyuncular için nasıl bir model oluşturduysa Cousy de birincil oyun kurucular için aynı rolü üstlendi. Topu elinde tutarak hücumları yönetti, boş takım arkadaşlarını buldu ve geçiş hücumlarının gelişimine öncülük etti.
İlk beşin diğer isimleri: Bob Pettit, Dolph Schayes, Bill Sharman, Bill Russell
'u Favori Basketbol Kaynağınız Olarak Kullanın.
1960’lar: Bill Russell
1960’lardaki ortalamaları ve başarıları: 22.4 ribaund, 14.5 sayı, 4.7 asist, 4 MVP, 9 All-NBA seçimi, 8 şampiyonluk, 119.2 galibiyet katkısı
1960’lar kapsamında değerlendirilen 10 sezonun yalnızca dokuzunda oynamasına rağmen Bill Russell, hâlâ NBA tarihinin en iyisi olarak kabul edilen dominant savunması sayesinde Wilt Chamberlain’i geride bıraktı.
Blok istatistiği Russell’ın emekli olmasından birkaç yıl sonrasına kadar resmen kaydedilmediği için çember savunmasını ölçmek zor. Ancak tahminler, maç başına beş bloğun çok üzerinde olduğunu gösteriyor. Üstelik Russell ile aynı dönemde oynayanların onun etkisini anlayabilmek için istatistik kağıdında ayrı bir blok sütununa ihtiyacı yoktu.
Russell’ın eski takım arkadaşı Sam Jones, onun yarattığı etkiyi şöyle anlattı:
“Dışarıdan şut atan oyuncular dahil herkes Russell’dan korkuyordu. Potaya gidip turnike atmak istediklerinde bunu yapamayacaklarını biliyorlardı. Bu yüzden kısa mesafede durup şut kullanıyorlardı. İnsanları yalnızca varlığıyla yıldırıyordu.”
Russell’ın savunmanın merkezinde olduğu Boston, 1960’lardaki dokuz sezonunda tam sekiz şampiyonluk kazandı. O dönemde kelimenin tam anlamıyla istatistiklere yansımayan bütün işleri yapmaya gönüllü olması, Jones ve Cousy gibi takım arkadaşlarının farklı alanlarda öne çıkmasını sağladı.
Russell yalnızca bu on yılın GOAT’u değil. Oyuncuların kendi dönemlerindeki rakiplerine kıyasla ne kadar dominant olduğuna daha fazla önem verenlerdenseniz tüm zamanların en iyisi tartışmasında da son derece güçlü bir argümana sahip.
İlk beşin diğer isimleri: Wilt Chamberlain, Oscar Robertson, Jerry West, Elgin Baylor
1970’ler: Kareem Abdul-Jabbar
1970’lerdeki ortalamaları ve başarıları: 28.2 sayı, 14.4 ribaund, 4.5 asist, 3.5 blok, 1.2 top çalma, 6 MVP, 9 All-NBA seçimi, 8 Yılın En İyi Savunma Takımı seçimi, 1971 NBA Finalleri MVP’si, 2 şampiyonluk, 177.0 galibiyet katkısı
Evet, bu rakamlar doğru. Herhangi bir yazım hatası yok. Kareem Abdul-Jabbar, 1970’lerin tamamında gerçekten bu kadar üretkendi. Küçük bir ipucu da verelim: Her on yılın toplam puanları hesaplandığında bu listedeki hiçbir GOAT, kendi dönemindeki rakiplerine Kareem’in 1970’lerde attığı kadar büyük bir fark atamadı.
Kareem bir bakıma hücumda Mikan, savunmada ise Russell ile başlayan uzun oyuncu zincirinin bir sonraki evrim halkasıydı.
Ayak hareketleri ve kendisiyle özdeşleşen “skyhook” atışı, onu alçak postta neredeyse durdurulamaz hâle getirdi. Sahanın diğer tarafında ise sıra dışı uzunluğu ve mücadeleci yapısı sayesinde son derece etkili bir çember savunmacısı ve blokçu oldu.
Aynı anda ligin hem en iyi hücumcusu hem de en iyi savunmacısı olarak değerlendirilebilmek son derece nadirdir. Kareem ise neredeyse bir on yılın tamamı boyunca bu seviyedeydi.
İlk beşin diğer isimleri: John Havlicek, Dave Cowens, Elvin Hayes, Walt Frazier
'u Favori Basketbol Kaynağınız Olarak Kullanın.
1980’ler: Larry Bird
1980’lerdeki ortalamaları ve başarıları: 25.3 sayı, 10.1 ribaund, 6.5 asist, 1.8 top çalma, 0.9 blok, 3 MVP, 9 All-NBA seçimi, 3 Yılın En İyi Savunma Takımı seçimi, 2 NBA Finalleri MVP’si, 3 şampiyonluk, 122.5 galibiyet katkısı
Bu değerlendirmedeki bütün dönemler arasında en yakın sonuç burada çıktığı için ilk iki isim arasındaki tartışmaya biraz zaman ayırmak gerekiyor.
Bleacher Report ekibi daha geçen yaz Magic Johnson’ı tüm zamanların en iyi dördüncü, Larry Bird’ü ise sekizinci oyuncusu seçti. Bundan altı yıl önce hazırlanan başka bir listede ise Magic ve Bird sırasıyla dördüncü ve beşinci basamaklarda yer almıştı.
Peki iki oyuncu da kariyerindeki başarının ezici çoğunluğunu bu dönemde elde etmişken Bird, 1980’ler için yapılan değerlendirmede Magic’i nasıl geride bıraktı?
Öncelikle bu iki oyuncu arasında mutlak bir doğru veya yanlış tercih yok. Söz konusu listelerin her ikisinde de Bird’ün daha üst sırada olması gerektiğini savunan makul argümanlar üretilebilirdi.
Bu özel değerlendirmede ise Bird’ün MVP oylamalarındaki toplam payının rahat biçimde daha yüksek olması büyük önem taşıdı. Bird, 1980-81’den 1985-86’ya kadar üst üste altı sezon MVP oylamasını ilk iki içinde, 1980-81’den 1987-88’e kadar aralıksız sekiz sezon ilk üçte tamamladı.
Ligin en prestijli bireysel ödülünde bu seviyede bir hâkimiyet tartışmaya yer bırakmıyor. Bütün bu oyları getiren performansı da büyüleyiciydi.
Bird, NBA’in o güne kadar gördüğü en komple oyunculardan biriydi. Soğukkanlı bir skorer ve şutör, ligin en iyi pozisyon yaratıcıları ile pasörlerinden biri, kararlı bir ribaundcu ve son derece rekabetçi, kurnaz bir savunmacıydı.
Aynı zamanda NBA tarihinin zihinsel açıdan en tehlikeli oyuncularından biriydi. Gerçek süper bilgisayarların yaygınlaşmasından çok önce sahada bir basketbol süper bilgisayarı gibiydi. Bird, herhangi bir pozisyondaki problemi teşhis edebiliyor, çözümünü buluyor ve bunu göz açıp kapayıncaya kadar uygulayabiliyordu.
Bu problem çözme yeteneğiyle üç şampiyonluğa ulaştı ve bu değerlendirmede 1980’lerin tahtına oturdu.
İlk beşin diğer isimleri: Magic Johnson, Kareem Abdul-Jabbar, Moses Malone, Michael Jordan
1990’lar: Michael Jordan
1990’lardaki ortalamaları ve başarıları: 30.3 sayı, 6.2 ribaund, 4.9 asist, 2.2 top çalma, 0.7 blok, 4 MVP, 6 All-NBA seçimi, 6 Yılın En İyi Savunma Takımı seçimi, 6 NBA Finalleri MVP’si, 6 şampiyonluk, 112.1 galibiyet katkısı
Burada herhangi bir sürpriz yok. Ancak Michael Jordan’ın 1990’lara kurduğu mutlak hâkimiyeti daha da etkileyici kılan bazı unsurlar bulunuyor.
Öncelikle Jordan, bireysel açıdan en iyi istatistiklerini belki de bu on yıldan hemen önceki dört sezonda yakaladı. Bu dönemde maç başına 34.5 sayı, 6.4 ribaund, 6.2 asist, 2.9 top çalma ve 1.1 blok ortalamaları üretti. Bunların hiçbiri bu değerlendirmeye dahil edilmedi.
Üstelik dışarıda kalanlar bununla sınırlı değil. Diğer dönemlerin “GOAT”larının çoğu kazandıkları on yıllarda dokuz veya 10 sezonluk bir örneklem sunarken Jordan, iki farklı emeklilik kararı nedeniyle 1990’larda yalnızca yedi sezon oynadı.
Buna rağmen kullandığımız kriterlerde açık ara en yüksek puana ulaşması olağanüstü.
Ancak yine de şaşırtıcı değil.
Modern dönemde hiçbir oyuncu Jordan kadar güçlü bir “kaçınılmazlık” hissi yaratmadı. Özellikle baskının ve riskin en yüksek olduğu maçlarda ve anlarda onun kazanacağını bir şekilde biliyordunuz. Mantıken zaman zaman kaybettiğinin farkında olsanız bile bu his değişmiyordu.
Potaya yaptığı delici penetreler, kendisiyle özdeşleşen fadeaway şutu, çember çevresindeki akrobatik bitirişleri ve inatçı savunması bu bütünün parçalarıydı. Takımı ne zaman bir sayıya ihtiyaç duysa Jordan bunu üretebiliyordu.
Jordan o kadar etkili ve baskındı ki Charles Barkley, Karl Malone, Hakeem Olajuwon, David Robinson ve Patrick Ewing gibi efsanelerin yer aldığı bir dönemde oynadığı yedi sezonun altısında hem şampiyonluğa hem de NBA Finalleri MVP’si ödülüne ulaştı.
İlk beşin diğer isimleri: Karl Malone, Scottie Pippen, David Robinson, Hakeem Olajuwon
'u Favori Basketbol Kaynağınız Olarak Kullanın.
2000’ler: Kobe Bryant
2000’lerdeki ortalamaları ve başarıları: 28.5 sayı, 5.8 ribaund, 5.2 asist, 1.7 top çalma, 0.5 blok, 2007-08 MVP’si, 10 All-NBA seçimi, 9 Yılın En İyi Savunma Takımı seçimi, 2 NBA Finalleri MVP’si, 4 şampiyonluk, 122.1 galibiyet katkısı
Bu yarış Bird ile Magic arasındaki kadar yakın değildi ancak Tim Duncan, Kobe’nin hemen arkasındaydı. 1980’lerde olduğu gibi burada da farklı bir ismin ilk sırada olması gerektiğini savunan makul argümanlar bulunabilir.
Bununla birlikte ilk iki şampiyonluk takımında Shaquille O’Neal’ın arkasında ikinci yıldız olmasına rağmen Kobe Bryant’ın burada yer almasını savunmak hiç zor değil.
Hatta bu durum, Kobe’nin 2000’lerin GOAT’u olma iddiasını daha da güçlendirebilir.
Kobe, on yılın başında kusursuz bir ikinci seçenek olabileceğini kanıtladı. Ardından üst üste üç şampiyonlukta bütün Finaller MVP’si ödüllerini kazanan jenerasyonluk uzun oyuncuyu kaybetti. Sonunda ise tamamen farklı bir Los Angeles Lakers kadrosunu 2009 ve 2010’da arka arkaya şampiyonluklara taşıdı.
Başka bir şampiyon takımın “bir numarası” olabileceğini kanıtlama kararlılığı, Kobe’nin rekabetçiliğinin en büyük göstergelerinden biriydi. Üstelik bunu iki kez başardı.
En iyi olma arzusu, ona bu sırayı kazandırdı ve NBA tarihinin tartışmasız en iyi oyuncularından biri hâline gelmesini sağladı.
Kobe, bir bakıma Jordan’ın manevi halefiydi. Oyununun büyük bölümü Jordan’a benziyordu ancak bazıları iki oyuncu arasındaki verimlilik farkını hâlâ eleştiriyor. Buna karşılık en iyileri diğerlerinden ayıran ve ölçülmesi mümkün olmayan rekabetçi hırs konusunda neredeyse ayırt edilemezler. Hatta Kobe bu alanda bir adım önde bile olabilir.
İlk beşin diğer isimleri: Tim Duncan, Shaquille O’Neal, Kevin Garnett, LeBron James
2010’lar: LeBron James
2010’lardaki ortalamaları ve başarıları: 26.5 sayı, 7.7 ribaund, 7.7 asist, 1.5 top çalma, 0.7 blok, 2 MVP, 10 All-NBA seçimi, 4 Yılın En İyi Savunma Takımı seçimi, 4 NBA Finalleri MVP’si, 4 şampiyonluk, 133.2 galibiyet katkısı
Jordan gibi LeBron da en yüksek bireysel istatistiklerine GOAT seçildiği on yıldan hemen önceki sezonlarda ulaşmış olabilir.
Ancak istatistiksel hâkimiyetinin bir bölümünü Dwyane Wade, Chris Bosh, Kyrie Irving, Kevin Love ve Anthony Davis gibi tüm zamanların en iyi oyuncuları arasında yer alan takım arkadaşlarıyla paylaşmasının ardından hem takım oyuncusu hem de bireysel oyuncu olarak yeni bir seviyeye ulaştı.
Bu noktada LeBron, sıra dışı fiziksel ölçüleri ve atletizmine duyduğu güvenin bir bölümünü basketbol zekâsına ve yaşadığı başarısızlıklardan edindiği bilgeliğe kaydırmış gibi görünüyordu.
Deneyim gerçekten en iyi öğretmendir. LeBron, 2011 NBA Finalleri’ndeki yetersiz — kime sorduğunuza bağlı olarak utanç verici — performansının ardından büyük anlarda bir daha hiçbir zaman geri adım atmadı.
Hall of Fame seviyesindeki takım arkadaşlarına güvendi ve onları güçlendirdi. Ancak aynı zamanda bazı anlarda, çeyreklerde veya maçların tamamında iradesini oyuna yansıtması gerektiğinin de farkındaydı.
On yılın sonuna gelindiğinde bu dengeyi, dönem fark etmeksizin tarihin en iyi oyuncusu olabilecek kadar iyi çözmüştü. Tartışma ise çoğu zaman olduğu gibi yalnızca onunla Jordan arasında.
İlk beşin diğer isimleri: Kevin Durant, James Harden, Stephen Curry, Kawhi Leonard
'u Favori Basketbol Kaynağınız Olarak Kullanın.
