by Eurohoops Team / info@eurohoops.net
Bu yazı 6 Eylül 2026 tarihinde Bleacher Report’ta yayınlanmış ve uyarlanarak çevrilmiştir.
Eurohoops Türkiye’yi YouTube’da takip etmek için tıklayın!
Eurohoops Türkiye’yi Instagram’da takip etmek için tıklayın!
NBA yaz dönemi iyimserlik için bir araç olmalıdır. Takımınız ister sıfırdan başlıyor, ister bir sıçrama yapmaya hazırlanıyor ya da bir şampiyonluk tehdidi olarak konumunu güçlendiriyor olsun, yaz ayları “her şeyin mümkün olduğu” sulara atlamak için bir sıçrama tahtasıdır.
Tabii ki birazdan ele alacağımız takımlardan biri değilseniz.
Kendi isteğiyle zayıflayan şampiyonluk adayları. “Hemen kazan” talimatlarının yol açtığı aşırı hevesli takas hamleleri. Hiçbir yere varmayan organizasyonel yön değişiklikleri. Harekete geçememek. Besin zincirindeki yerinizle tamamen zıt bir şekilde hareket etmek. Bu hatalar, bu listede yer almayı hak ettiriyor.
Burada yer almak hiçbir zaman tek bir hamle veya kararla ilgili değildir. Nihai seçimler, diğer seçenekler karşısında yapılan bir dizi karavana hamleyi barındırır.
Golden State Warriors LeBron James’i alamadı ve Stephen Curry’nin altın çağını sıradanlığa razı olarak kapatıyor. Bu üzücü bir durum ancak bu yaz gerçekçi bir şekilde düzeltebilecekleri bir şey değildi.
Benzer bir mantık Sacramento Kings için de geçerli. Takımı dağıtıp baştan kurmaları güzel olurdu ama geçmişteki başarısızlıklar onları buna uygun olmayan bir durumda bıraktı.
Bu liste, 2026 yaz döneminde kaçırılan fırsatlara veya yapılan hatalara odaklanıyor.
Boston Celtics
Boston Celtics‘in Jaylen Brown’ı takas etmesi için yapılan açıklamaların hiçbiri akla yatmıyor.
Sözleşmesini uzatmak istemediler mi? Harika. Brown’ın sözleşmesinde garanti olan üç yılı daha var. Celtics‘i yeni bir sözleşme teklif etmeye veya takas yapmaya zorlayacak hiçbir kozu yoktu.
Daha ucuz bir kadro mu kurmak istediler? Muazzam. 3.7 milyon dolar daha az kazanan ve ondan beş yıldan fazla daha yaşlı biriyle takas yaptılar.
Sadece o, takım için eksi yazan bir değere dönüşmeden ondan kurtulmaları mı gerekiyordu? Eğer bu doğruysa, Giannis Antetokounmpo için teklifinizi artırmak yerine neden Paul George ve mütevazı draft haklarına razı oldunuz?
Bunun Boston’ın yapabileceğinin en iyisi olduğunu varsaymak, “Takım bunu yapmak zorundaydı!” anlamına gelmez. Celtics, Brown’ı takımda tutup arayı düzeltmeye çalışabilir ve Doğu Konferansı hakimiyeti için mücadele etmeye devam edebilirdi.
Bunun yerine oyuncuyu değerinin altına sattılar, en iyi playoff kadrolarını zayıflattılar ve George’un biten sözleşmesinin gelecek yaz draft haklarıyla birleştirildiğinde neye dönüşebileceği fikrine tutunup kaldılar.
Ah, bu arada Mitchell Robinson’ı kapmak da öyle ahım şahım bir hamle değil. Celtics, New York Knicks‘i zayıflattı ancak maç başına yaklaşık 20 dakikadan fazla oynayamayan veya arka arkaya oynanan maçların (back-to-back) ikisinde de sahada olamayan bir adama maaş bütçesinin yüzde 9’unu ödemek, bazılarının abarttığı kadar büyük bir başarı değil.
Denver Nuggets
İlk turda elendikten sonra Denver Nuggets, karşılığında hiçbir oyuncu almadan Peyton Watson’ı göndermeyi akıllıca buldu. Bu, takımın maliyetleri kısmak uğruna en çok katkı veren altı oyuncusundan birine veda ettiği üst üste üçüncü sezon dışı dönemi oldu.
İstediğiniz kadar ikinci lüks vergisi sınırını (second apron) suçlayın. Bu sezon dışı dönemi hamleleri hâlâ görevi kötüye kullanma sınırında geziniyor.
Bir veya iki yıllığına “ikinci sınırı” aşmak, takım sahiplerinin sizi inandırmak istediği gibi takımı felç edici bir gerçek değil. Ayrıca, genel bir kural olarak, MLB takımı Los Angeles Angels’ı 4 milyar dolar değerlemeyle henüz yeni satın almış bir takım sahipliği grubunun kuruş hesabı yapmasını haklı çıkarmak için şekilden şekle girmeye değmez. (Bu arada: Denver henüz ikinci lüks vergisi sınırının altını görebilmiş değil.)
Nuggets‘ın Minnesota Timberwolves ile boy ölçüşemeyen bir çekirdek için avuç dolusu para ödememesi gerektiğini belirtmek mantıklı olabilir. Ancak Watson’ın dört yıllık 88 milyon dolarlık sözleşmesi, maaş bütçesinin ortalama yüzde 12,5’ine denk geliyor. Bu, onun yetenek setine sahip biri için makul olmanın da ötesinde bir miktar. Daha zeki organizasyonlar, Cleveland’ın 2031 birinci tur draft hakkını önceliklendirmek yerine ona bu parayı öder ve gerisini daha sonra düşünürdü.
Eğer Nikola Jokic sözleşmesini uzatsaydı Denver’ın bu hamlesi belki görmezden gelinebilirdi. Ancak Jokic üst üste ikinci yaz bunu yapmamayı tercih etti.
Bunu bir “bekle ve gör” modundan ziyade ertelenmiş bir karar olarak sunmak Nuggets’ı daha iyi göstermiyor. Dünyanın en iyi üç oyuncusundan birine, kariyerinin zirvesinde ve sözleşmesinin son yılına girerken sahipler. Ve kendi kendilerini bile isteye zayıflattılar.
Los Angeles Lakers
Gelecek yıl Los Angeles Lakers‘ın Batı Konferansı’nı üçüncü sırada bitireceğini görmek için kahin olmanıza gerek yok. Onları mahveden şey, sırf Oklahoma City Thunder ve San Antonio Spurs‘ten bariz bir şekilde daha zayıf kalmak adına kadroyu yeniden yapılandırma süreçleridir.
Walker Kessler için dört yıl ve 129,5 milyon doları gözden çıkarmak sorun değil. Ancak bunun üzerine dört adet birinci tur draft hakkının (ikisi doğrudan, ikisi değişim hakkı) kontrolünü teslim etmek, akıl dışı bir çaresizliktir.
Kessler’ın bu Lakers kadrosuna uyumu tartışılmaz. Ancak takımın onu almak için yaptığı her şey, Los Angeles’ın bu işten kârlı çıkabilmesi için onun savunmada Rudy Gobert seviyesinde bir olağanüstülüğe ulaşması gerektiği anlamına geliyor.
“O sınırlı bir serbest oyuncuydu, Luka Doncic onu istedi ve bedeli de buydu” kartını oynamak işe yaramıyor. Lakers, bu draft haklarını ve parayı -en azından birinin minimum sözleşmeli bir kanat oyuncusu olmaması tercih edilen- birden fazla oyuncuya dağıtsaydı çok daha iyi bir iş çıkarmış olurdu.
Los Angeles diğer tüm hamlelerini kusursuz yapsaydı, Kessler anlaşmasının fırsat maliyetini sindirmek çok daha kolay olurdu. Ama yapamadı.
Mitchell Robinson (üç yılı garanti) ve Norman Powell (bir yılı garanti) gibi adamların daha az süre aldığı bir ortamda, Sandro Mamukelashvili ve Quentin Grimes’a dört garanti yıl vermek deliliktir. Mamu ve Grimes’tan tutun da Austin Reaves ve Collin Sexton’a kadar herkese oyuncu opsiyonu dağıtmak absürt bir durum.
Hiç şüpheniz olmasın, Lakers gelecek sezon Batı Konferansı’nın korkulu rüyası olacak. Ancak bu yazki maaş bütçesi ve varlık (asset) dağıtımı, sonunda Doncic’i L.A.’den koparacak bariz bir yanlış adım olarak hatırlanma potansiyeli taşıyor.
New Orleans Pelicans
Hiçbir mantığı veya nedeni yokmuş gibi hareket eden bir takım gibisi yoktur.
New Orleans Pelicans, Sacramento Kings‘ten daha çileden çıkarıcı, çünkü felç edici derecede amaçsız değiller. Yeni bir yön belirlemek için onlara gereken varlıkları kazandırabilecek cazip oyunculara sahipler.
26 maç kazandığınız bir sezonun ardından, DeAndre Jordan’ı geri getirmek ve Pelicans‘ı lüks vergisine sokacak olan Bennedict Mathurin üzerinde risk almak yazın “büyük” hamleleriniz olamaz. Dejounte Murray ve Herb Jones’un daha sağlıklı bir şekilde sahada kalmasına güvenseler bile, bu kadronun tavanı en fazla “muhtemelen Kings’ten daha iyiler” noktasına ulaşabilir.
Zıt zaman çizelgelerini/gelişim süreçlerini bir kenara bırakın. Parçalar birbirine uymuyor.
New Orleans’ın aynı anda hem çok fazla uzunu var hem de çember altında bir savunma direği yok. Zion Williamson ve takımın şut eksikliği varken Derik Queen ve Jeremiah Fears’ı düzgün bir şekilde geliştirmek imkansız.
Zion, Jones, Trey Murphy III, Saddiq Bey ve diğerlerini takas pazarında sergilemek bu yazın temel hedefi olmalıydı. Bunu yapamadıysa bile, Pelicans’ın kadronun yeteneğini ve uyumunu artırmak için sahip olduğu varlıkları kullanması gerekiyordu. Kabul edelim, bu da yanlış bir hamle olurdu. Ancak en azından hedeflenen bir yönün ipucunu verirdi—ki New Orleans şu an buna sahipmiş gibi bile davranamıyor.
Portland Trail Blazers
Portland Trail Blazers‘ın çiçeği burnunda sahibi Tom Dundon, organizasyonu tam bir espri malzemesine dönüştürme konusunda “harika” iş çıkarıyor.
Deplasman kafilesinin olanaklarından ucuza kaçmak sezon dışı döneminden önceye dayanıyor ancak “Dundy Warbucks”, başantrenör arayışlarını ve salon yenileme görüşmelerini tam bir alay konusuna çevirmekten birinci derecede sorumlu. (Tiago Splitter’ın yerine Micah Nori’yi getirmek anlaşılabilir bir karar. Ancak Portland’ın ona imzalattığı bir eksi iki yıllık sözleşme tam bir saçmalık.)
Bunun da ötesinde ve en önemlisi, Blazers sezon dışı dönemine umutsuzca şutör ihtiyacıyla girdi. Haliyle, doğal olarak gidip Ja Morant’i takas ettiler.
Bu anlaşmanın fırsat maliyeti tamamen makul. Morant gibi bir risk, kağıt üzerinde Jerami Grant ve Kris Murray’e değer. Fakat basketbol kağıt üzerinde oynanmaz.
Yakında 27 yaşına girecek olan oyuncu eski o özgüvenli havasını geri kazansa bile, Blazers ile uyumu belirsiz.
Portland, Shaedon Sharpe’ın sakatlığından sonra bile guardlarla dolup taşıyor ve Morant’in oyun tarzı adaptasyona pek yatkın değil. BBall Index’e göre topsuz oyunda kullanılabilecek kadar sık kat (cut) yapmadı ve çaylaklığından bu yana yakala-at (catch-and-shoot) üç sayı verimliliğinde yüzde 31’lik dilimin üzerine çıkamadı.
Morant’in en iyi hali topu Deni Avdija’nın ellerinden alıyor ve Scoot Henderson’ın gelişim sürecini daha da zorlaştırıyor. Ja ve Damian Lillard’ı birlikte oynatmanın takım savunmasına ne yapacağından ise bahsetmiyoruz bile.
Blazers’ın geçen sezon işine yarayan şeyleri güçlendirip tamamlamaya odaklanması gereken bir dönemde, işlevsel bir uyumsuzluk sarmalında zikzaklar çiziyorlar.
Basketbol gündemindeki en son gelişmeler için tıklayın!
EuroLeague gündemindeki son haberler için tıklayın!
NBA gündemindeki son haberler için tıklayın!
'u Favori Basketbol Kaynağınız Olarak Kullanın.
