Tanıklar Anlatıyor: Steve Nash’i Phoenix Suns’a Götüren ve MVP Yapan Süreç – II. Bölüm

20/Ağu/20 21:26 Ağustos 20, 2020

Mehmet Bahadır Akgün

20/Ağu/20 21:26

Eurohoops.net

Steve Nash’i Dallas Mavericks’ten koparan, onu daha büyük ve efsanevi bir yıldız yapan hikayeyi tanıkları anlattı…

by Joseph Casciaro – Çeviri: M. Bahadır Akgün / info@eurohoops.net

Bu çevirinin tüm hakları Eurohoops Ltd. Şti.’ye aittir ve tamamının veya bir kısmının izinsiz kullanılması kesinlikle yasaktır.

Bu yazı 16 Mayıs 2020 tarihinde The Score‘da yayınlanmış ve uyarlanarak çevrilmiştir.

İlk bölümde Mark Cuban’ın Steve Nash’i takımda tutma konusundaki isteksizliğinden söz etmiş ve Nash’in Phoenix Suns‘ın dönüşünde ilk günlerinde yaptıklarına değinmiştik. Ayrıca ilk bölümün son kısmında ise Dallas Mavericks ile Suns arasında oynanan playoff serisinin ilk dört maçı yer alıyordu.

İlk bölümü okumak için tıklayın!

Beşinci maç

Mavs, Phoenix’e dönüşteki maça da Nash karşısında aynı strateji ile başladı. İlk 5 pivotu Eric Dampier, maça Nash’i savunarak başladı.

Ancak dördüncü maçın aksine Nash, beşinci maçta dengesini buldu ve bu yeni skor iştahını ilk üç maçta gösterdiği oyun kuruculuk yetenekleri ile birleştirdi. İnanılmaz bir sonuç alındı: %50 ile şut atarak bulduğu 34 sayı, 12 asist ve kariyer rekoru kırdığı 13 ribaund ile takımını 114-108 galibiyete taşıdı.

Nash: Ben hep takım arkadaşlarımı oynatmak, onlara desteği hissettirmek ve savunmayı, büyük bir denge ile uğraşmak zorunda kalacağı, savunmanın düzeltmek zorunda olduğu birçok şey olduğunu düşündüğü bir noktaya getirmek istedim. Sürekli hücum ediyor, oyun kurmaya çalışıyordum ve hangi sebeple olursa olsun dördüncü maç ile beşinci maç arasında denge çok değişti.

Griffin: Dördüncü maçtaki performansına baktığınızda, bunu 34 sayılık bir triple-double ile devam ettirmesi, bir organizasyonun oyun kurucusundan alabileceği en üst düzey iki performans.

Avery Johnson (Beşinci maç sonrası muhabirlere yaptığı açıklamada: Onun yaptıklarına cevap veremedik. İnsani sınırlarda mümkün olan her şeyi denedik. Bir oyuncunun böyle koşturup istediği zaman sayı atmasına izin veremezsiniz. Gülünç. Pas açılarını kapatmaya çalıştık ama maç planına uymadık. Bizi dağıttılar, tam anlamıyla dağıttılar. Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum.

Nowitzki: Zeki bir oyuncu. Zeka seviyesi, bu dünyanın ötesinde ve bizim ona verdiğimiz şeyi aldı. Dördüncü maçta pas atamadığı zaman çıkıp kendisi sayı attı. Pas verebildiği maçlarda da geçiş hücumunda topu aldı, tempoyu artırdı ve diğer oyuncuları topla buluşturdu. Gelmiş geçmiş en zeki oyunculardan biri.

Griffin: Ailesi ve eşi Suns’ın aile odasında hep beraberlerken onlara “Bu, normal değil. İzlediğiniz şey normal değil. Yaptıkları imkansız” demiştim. Yaptığı şeyler beni büyülüyordu.

Altıncı maç

Maçın büyük bölümünde yedinci maça gidileceği neredeyse kesin gözüküyordu zira Mavs, devre arasında 9 sayı farkla soyunma odasına gitmişti ve üçüncü çeyreğin bitimine aradaki farkı 16 sayıya kadar çıkarmıştı.

Suns, üçüncü çeyrek biterken Nash ve Marion ile geri döndü. Rakip süperyıldız maçı tek başına alırken Dallas’taki o salonda özel bir şeyin olduğunu görebiliyor, giderek gerilen taraftarların çıkardığı o sesleri duyabiliyordunuz. Nash, farkı altı sayıya indiren üçlüğü gönderdiğinde Mavs taraftarının çıkardığı sesi dinleyin.

Dördüncü çeyrekte bitime 01:45 kala Mavs, beş sayı farkla öndeydi ve Terry, zorlama bir üçlük denedi. O şut girse belki de maçı koparacaktı ancak Nash, nefes kesen bir tam saha pası ile Marion’ı buldu. O da 2+1’lik hücumu ile farkı 2 sayıya kadar indirdi.

Bitime 11,5 saniye kala üç sayı farkla geride olan Suns, pota altından oyuna soktuğu topta Nash’i buldu. D’Antoni, istediği molayı alamadı ve Nash, tüm sahayı geçti. Ters ayakta kalan Terry’nin üzerinden şutu yolladı ve genç guardın yüzünde patladı üçlüğe. Uzatmaya gidildi.

Nash: Topu oyuna çok hızlı soktuk ve sahayı geçerken biraz ivme kazanabildim. Topu sol çizgiden getirdim, sağıma doğru sağlam bir dripling yaptım ve savunmacım ters ayakta kaldı. Şuta kalktım ve iyi bir şut açım vardı. O şut, ritim şutu benim için.

Richardson: Sahayı koşarken ben “Kaldır at! Kaldır at!” diye düşünüyordum. Sonra şutu soktu ve Dirk’te şalter tamamen kapandı.

D’Antoni: Dirk, Terry’ye “Ne yapıyorsun?” der gibi bakıyordu ancak Steve o kadar iyiydi ki, zaten ne yapacaktı? Birçok kritik şut soktuk, playofflarda ilerleyen her takımın yaptığı gibi ancak o şut, inanılmaz ölçüde kritikti.

Nowitzki: Altıncı maçı çok iyi hatırlıyorum çünkü o maç, kazanmamız gerektiğini düşündüğümüz maçtı. Üç sayı farklı öndeydik, bitime çok az kalmıştı ve Jet, Steve’i savunuyordu. Üç sayı öndeyken Nash’in üzerine gitmek yerine Terry geri çekildi, geri çekildi, geri çekildi ve Steve de kaldırıp üçlüğü attı. En çok üzüldüğüm anlardan biriydi çünkü yani “Nasıl üçlük atmasına izin verebilirsin?” diye düşünüyordum.

Coro: Dirk, muhtemelen Suns taraftarının 1993’te Bulls‘a finalde kaybederken hissettiklerini hissetmiştir. O zaman da Paxson’ın o şutu nasıl bomboş atabildiği konuşuluyordu. “Nasıl bırakırsın?” deniliyordu.

Richardson: Dün gibi hatırlıyorum. Dirk çıldırdı. Küfürler, el hareketleri, her şeyi yaptı. Aklımdan “Evet, üzüldüler. Kızdılar. Dirk, hiç  böyle olmuyordu. Onları bitirdik” diye geçiriyordum.

Nash: O noktada birçok açıdan ivme yakalamıştım. Bence o şut, boğazlarına yumruk gibi oturdu. Muhtemelen “Bunları yenmiştik ama geri döndüler” diye düşündüler. Psikolojik olarak bence onlara büyük zarar verdi o şut.

Nowitzki: O durumda, bir lider olmak konusunda çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Daha sonraları orada takım arkadaşlarıma bağırdığım için çok sert eleştiriler aldım. Jet de çok sevdiğim biri, bazen bunu yapıyorduk ama o kadar büyük bir seviyede insanlar “Tanrım, bu kadarını yapmamalıydı” dedi.

Garcia: O maçtan sonra bizim büyük kazancımız, Dirk’ün Terry’ye öfkesiydi. İlerleyen yıllarda çözmeleri gereken sorunlardan biri Dirk’ün basketbol aklını gerçekten sorgulaması oldu. Doğrudan Terry’nin ismini vermedi ama takım arkadaşlarının basketbol aklından söz etti ve Terry’yi kastettiği açıktı.

Bazı oyuncular o dönemde Jet hakkında konuşmuştu, inanılmaz bir yeteneği olduğunu ve harika bir şutör olduğunu ancak kariyerinin o noktasında basketbolu anlaması gerektiği gibi anlamadığını, özellikle de böyle yüksek hedefleri olan bir takım için bu anlamda yetersiz kaldığını söylediler. Her şey dönüp dolaşıp Steve’i kaybetmelerine geldi.

Coro: Gözden kaçan bir nokta da Terry’nin o dönemde takımın oyun kurucusu olması. Diğer takıma MVP’yi verdiler, o pozisyonda da geriye gittiler çünkü Terry aslında oyun kurucu değildi.

Garcia: Steve, hiçbir zaman harika bir savunmacı değildi ancak açıları anlayabiliyordu ve oyun sezgileri harikaydı. Sonradan öğrenilemeyecek bir oyun algısı vardı. Dirk’ün Terry’nin aynı hareketi yediğini tekrar tekrar görmesi onu kızdırmış olmalı. Maç maç öğrenmiyordu ve Dirk, bunun yaşanabileceğini bekliyordu.

Nowitzki: Bu küçük driplingi yaptığı ve bir şekilde yön değiştirdiği zaman şutun gireceğini biliyordum. Girmek zorundaydı.

Garcia: Terry açısından bakarsak Dirk’ün o seride Steve ile ters eşleşmede karşılaştığı oldu ve Steve, Dirk’ü de gülünç gösterdi.

Coro: Yine de o kadar sayı atılmışken son şutu atan takımın kazanmasını bekliyorsunuz çünkü Dirk’ün de o kadar efsanevi bir şey yapması bekleniyordu.

Ancak durum bu olmadı çünkü Nash ve Suns, Stoudemire ve Jackson’ın oyun dışı kalmasına rağmen uzatma bölümünü domine etti. Phoenix, 130-126 kazanıp Dallas’ı eledi.

Nowitzki: Uzatmada hiç iyi oynamadım. Böyle olunca kendime çok sinirlendim, canım çok ama çok sıkıldı. Ancak biliyorsunuz, günün sonunda, birkaç hafta geçtikten sonra Steve için mutluydum. O kadar iyi oynadığı için, karakterini gösterdiği için mutluydum.

Son 6 dakika 41 saniyede Nash, Phoenix’in 31 sayısının 22’sine asist veya sayı ile katkı verdi ve 5/5 ile şut attı. Neticede 50 dakika süre aldığı maçı 39 sayı (%58 şut isabet oranı), 12 asist, 9 ribaund ve 1 blok ile tamamladı.

Mike Tirico (ESPN yayınında): Böyle üst üste playoff maçlarında bu performansları gösteren başka bir oyuncuyu hatırlamak zor. Üst üste üç maçı böyle oynadı.

Nowitzki: Yedinci maç için Phoenix’e kesinlikle gideceğimizi ve orada da her şeyin mümkün olduğunu düşünüyorduk. Birkaç dakika içerisinde her şey tersine döndü. Steve’e kocaman sarıldım ve dedim ki “Tebrikler, sonuna kadar git.” Ancak tabii o anda çok duygusal oluyorsunuz. Ben de öfkeliydim. Orada dikilip uzun uzun konuşmak istemedim. O an çok yoğun duygu içerisindeydim ve öfkem de biraz aşırı derindi. Çabucak sarıldım ve harika bir seri oynadığını söyledim. Sonra çıkıp kendim olmam gerekiyordu.

Nash (maç sonu röportajında kendisine Dallas’ı yenmenin ekstra iyi hissettirip hissettirmediğinin sorulması üzerine): Kaybetmekten çok daha iyi bir his, bu kadarını söyleyeceğim. Kariyerimi hep Mavericks‘te bitirmek istiyordum ama inanılmaz bir zaman geçirdim ve buradakiler de birlikte oynarken büyük keyif veren oyuncular. Hiç olmadığı kadar keyif alıyorum.

Griffin: Takım sahayı terk ederken ben de tünelde bekliyordum. Onlar soyunma odasına giderken Quentin Richardson yanımdan geçti, bir beşlik çaktı ve “Dedim sana Griff! O o*ospu çocuğu bizim kaybetmemize izin vermeyecek dedim!” dedi.

Coro: Altıncı maçtan sonra soyunma odasında Quentin Richardson “Bu adamı neden bıraktıklarını bilmiyorum ama benim takımımda olduğu için mutluyum” diyordu.

Nash: Q, harika bir takım arkadaşıydı. Birlikte yalnızca bir yıl oynadık ama benim için gerçekten hâlâ önemli bir takım arkadaşı çünkü o bir yıl, çok önemli ve etkili bir yıldı. Sanki hep en büyük taraftarım o’ydu. Bazen benim sözcüm oluyordu. Takım arkadaşlarınız size inandığı, sizi önemsediği ve iyi bir şeyler yapmanızı istediği zaman harika oluyor. Harika takım böyle ortaya çıkıyor.

Richardson: O ara tur atladığımız için kendimizden geçmiştik ama tüm bu serinin arkasındaki asıl hikaye, Dallas Mavericks‘ti ve Nash’i bırakarak yaptıkları hataydı. MVP’ydi Nash.

O çelişkili ayrılıktan bir yıl sonra playofflarda onlarla oynayınca -ki o sırada birçok taraftar onu çok seviyordu ve organizasyon da orada olmasını bekliyordu- Steve’in söylemeyeceğini bildiğim şeyleri söylemek istediğimi düşündüm. Steve, en nazik insan ve çok klas bir karakteri var ancak birinin söylemesi gerekiyor diye düşündüm. Bir hata yaptılar. Yanıldılar. Bu seri de kanıtıydı.

Garcia: Mark Cuban, Steve’in yaşı üzerine bir kumar oynarken Mavericks’in doğru hamleyi yaptığını ve muhtemelen sonunda haklı çıkacaklarını düşünerek kendi topuğuna sıktı. Ancak Mavs soyunma odasında ne oyuncular ne de koçlar arasında Steve’i bırakmanın doğru karar olduğuna inanan biri olduğunu sanmıyorum.

Cuban (2006’da David Letterman’a yaptığı açıklamada): Steve harika biri ve ölümüne seviyorum onu ama bizdeyken neden MVP gibi oynayamadı?

Daha sonrası

Mavs‘i eledikten yaklaşık 37 saat kadar sonra Suns, Batı Konferansı finallerinde Spurs ile karşılaşıyordu. Her yıl gelenek hâline gelecek bu seride Suns, San Antonio karşısında beş maçta kaybederek finale çıkamadı.

D’Antoni: Dallas’ı deplasmanda bir Cuma akşamı yenip seriyi bitirdik. Duygusal ve fiziksel olarak bitmiş durumdaydık ve sabaha karşı 2 veya 3’e kadar Phoenix’te evlerimize dönemedik. Belki hatta 4’ü buldu dönüşümüz. Pazar günü öğleden sonra San Antonio ile karşılaşacaktık ve fiziksel ya da zihinsel olarak o yılın şampiyonunu alt etmeye hazır değildik. Dallas’ı yendiğimiz için duygusal olarak öyle bir dolmuştuk ki “48 saatten az bir süre içerisinde San Antonio maçı var, has*ktir” der gibi olduk.

Nash: İdeal bir durum değildi ama bu işin parçası bu. Bir bakıma işleri zorlaştırabiliyor ama en azından bir sonraki tura geçmiş oluyorsunuz. Playofflarda ilerlemenin sıkıntısı bu.

Nowitzki: Spurs‘ü hiç geçememiş olmaları talihsizlik ve üzücü bir durum. Suns’ın o takımını izlemek büyük keyifti ve herkes onları çok seviyordu. Herkesin sevgilisi olmuşlardı. O yıllarda yakaladıkları seri ile bana sorarsanız şampiyonluğu hak ettiler.

Ama işte Spurs acayip iyiydi. Timmy, Manu, Tony… Çok sert bir rakipti ve er ya da geç Suns hep onlarla karşılaşıyordu. Harika maçlar ve üst düzey seriler oynadılar. Bir kez bile onları geçememiş olmaları üzücü.

Coro: O sezonki hiçbir şey beklenmiyordu. 35 maçta 31 galibiyetli başlangıç, böyle oynamaları, tüm bu oyuncuların All-Star olmaları… Hiçbir şey! Playofflar geldiğinde o kadar maç kazandıkları hâlde kimse onların şampiyonluğa oynayacak bir takım olmalarını beklemiyordu. Her şey o noktada şans gibi gözüküyordu. Geri dönüp bakınca anlaşıldı ki o takım, Joe Johnson sakatlanmamış olsa şampiyonluk için Suns’ın en büyük şansıydı.

O sırada Dallas’ta ufukta birtakım değişiklikler vardı. Don Nelson, 2005 playoffları sonrası oğlu Donnie’yi GM olarak göreve getirdi ve takımdan ayrıldı. Birkaç yıl sonra Nelson, Dallas tarihinin playofflardaki en büyük hayal kırıklığında rakip Warriors‘ın koçuydu.

Garcia: Nellie’nin koçluğu bırakmadığını görebiliyordunuz ancak Dallas’ı bırakmıştı. Steve’i gönderme kararını bence hiç aşamadı.

Dallas, 2006’da Phoenix’ten intikamını aldı. Nash, 50-40-90 ile şut attığı dört sezonundan ilkini o sezon geçiriyor ve Suns‘ı Amar’e Stoudemire’ın neredeyse tüm sezonu kaçırmasına rağmen 54 galibiyete taşıyor ve MVP ödülünü alıyordu ancak Phoenix, Batı Konferansı finalinde altı maçta 60 galibiyetli Mavs‘e kaybetti. Dallas ile 2005 ve 2006’da oynadıkları 12 playoff maçında Nash, 25,5 sayı, 11,1 asist ve 4,9 ribaund ortalamaları yakaladı.

Nash daha sonra hiç Mavs ile playofflarda karşılaşmadı. All-Star olmaya devam etti ve Suns da D’Antoni’nin dört yıllık döneminde hep zirveye oynayan takımlardan oldu ancak Suns, hiç NBA finali oynamadı. Suns’ın son playoff deneyimi de 2010’da koç Alvin Gentry yönetiminde Lakers‘a kaybedilen final serisi oldu.

Nash, kariyerini Lakers formasıyla sakatlıklarla boğuştuğu iki sezonun ardından noktaladı ve 2018’de Hall of Fame olarak tarihe geçti. Mavs’den ayrıldıktan sonra kariyerinin sonuna kadar 10 yıl içerisinde normal sezon ve playofflarda toplam 737 maça daha çıktı.

Organizasyon, Nash konusunda yanlış hamle yapmış olsa da ayağa kalkmayı başardı, o yıllarda playoff oynamaya devam etti ve sonunda 2011’de koç Rick Carlisle yönetiminde şampiyonluğu kazandı.

Garcia: Nash’in ayrılığı, Mavs’in yakasına insanların sandığı kadar uzun süre yapışmadı. O dönemde Suns’ın şampiyonluklar kazanacağı düşünülüyordu. San Antonio ve Phoenix’in sonraki beş yıl boyunca Batı’da savaşan iki takım olmasını bekliyorduk ama sonra Mavs ertesi yıl final oynadı ve o finale çıkmak için de Suns’ı yendiler.

Ben hâlâ Nash’i bırakmanın hata olduğunu düşünüyorum ancak Mavs, buradan geri dönüp şampiyonluk kazanacak noktaya gelmeyi başardı. Dirk’ün bir şampiyonluk kazanması harika. Michael Finley de San Antonio’da kazandı ancak ben Steve’in hepsinden daha çok şampiyonluk kazanacak noktada olduğunu düşünüyordum. Asla bunu yaşamamış olması üzücü.

Nash: Elbette hâlâ o kadar iyi oynadığım halde hiç şampiyonluk kazanan bir takımda olmadığım için içimde bir ukde var. Ancak her yıl yalnızca bir takımın kazandığını ve birçok büyük oyuncunun hiç şampiyon olmadığını da fark ettim. Herkes bunu yaşayamıyor. Benim basketbola yaklaşımım açısından baktığım zaman bu kadar oynayabildiğim için, büyük takımların parçası olup güreş maçlarını ya da koşu yarışlarını kazanamayan bir guard olduğum hâlde direnç gösterdiğim için gururluyum.

Hayal kırıklıkları ile yaşayamazsınız. Hayatta önünüze bakmak ve birçok pozitif nokta ve harika anı olduğunu fark etmek lazım. Ben, takım sporlarında o engeli hiç aşamamış oyunculardan biriyim sadece.

Ya böyle olmasaydı?

Daha sonrasında her ikisi de Hall of Fame seçilecekleri kariyerler geçirmiş ve Nowitzki neticede şampiyonluk konusunda hevesini almış olsa da taraftarlar ve basketbol basını, Nash ve Nowitzki’nin Dallas’taki ortaklığı devam etse neler olurdu diye merak etmeye devam ediyor. Batı finalinde 2005 ve 2007’de güçlü San Antonio’yu geçebilirler miydi? Ya da 2006 finalinde Heat‘i devirebilirler miydi?

Nash: Bunu gerçekten pek düşünmüyorum. Birlikte oynamaya devam etsek inanılmaz olurdu. Öte yandan Phoenix’e gitmem, başıma gelen en güzel şey oldu bireysel olarak. O kadrolarla şampiyonluk kazanmasak da harika yıllar geçirdik ve inanılmaz eğlenceli oldu.

Nowitzki: İnsanlar sürekli birlikte olsak ve aynı şekilde gelişmeye devam etsek ne yapacağımızı soruyor ve cevabı bilmiyorum. Belki de ikimizin kariyeri için de ayrılmamız daha iyi olmuştur. Ayrıldıktan sonra çıktığı seviyeye baksanıza.

Mike ve ben birkaç yıl daha oynadık ve sonra Mike da ayrıldı. Biraz sudan çıkmış balığa döndüm. “Artık” dediler “bu senin takımın, senin organizasyonun. Çık, bir şeyler yap.” Ben de oyunumu ve liderliğimi yeni bir seviyeye çıkarmak zorundaydım. Birlikte devam etsek böyle gelişir miydik bilmiyorum. Elbette üzücü ama belki de kariyerlerimiz için daha iyi olmuştur.

Mark Cuban (2020’de Sportsnet’e yaptığı açıklamada): En büyük hatam, Steve’i bırakmak oldu. Kültür, çalışkanlık anlamında o ve Michael Finley, büyük oyuncu olmak için gerekli çabayı ve sezon içerisinde gereken disiplini öğreti. Sezon içerisinde Dirk içmez, kızarmış yiyecekler yemez, tatlı yemezdi. O kadar disiplinliydi ve bence bu büyük oranda Nash’ten kaynaklıydı. Gerçekten iyi bir ekibimiz vardı. Benim bunu mahvetmiş olmam talihsizlik.

Nash: Hatalarını bir anlamda kabullendiği için Mark’a teşekkür ediyorum ama bence hata da değil zaten. Profesyonel hayatta tekrar tekrar yanılmak çok kolay. O, bu tercihi yaptı. Muhafazakar bir bakış açısıydı. Çok iyi anlıyorum.

Daha sonradan “keşke yapmasaydım” demesi bence büyük bir insan olduğunu gösteriyor. Sizi zayıf gösterebilecek bir şeyi kabullenmek, önemli bir özellik. Belki şampiyonluğu kazanmış olması bunu kabullenmesini kolaylaştırıyordur. Bunu söylediği için teşekkür ederim ama gerek yok. O, takım için en iyisinin bu olduğunu düşünerek bir karar verdi ve sonuçta mutlak bilim değil bu.

Nash’in 2005’teki intikam turu efsanesi

Nash, 2005’te “intikam turunun” ikinci raundunu 30,3 sayı, 12 asist ve 6,5 ribaund ortalamalarıyla altı maçlık seride 55-42-96 ile şut atarak tamamladı. Son üç maçta Nash, 40,3 sayı, 9,7 asist, 9 ribaund ve 45 dakika ortalamaları ile başka bir seviyeye çıktı.

Dördüncü maçtaki 48 sayısı, onun için kariyer rekoru olurken özellikle kritik anlarda nefes kesen performansı da kariyerinin en iyi playoff performansını yaşatmış oldu. LeBron James, Nash’ten sonra üst üste üç playoff maçında 29,3 sayı ortalamasını görebilen tek oyuncu oldu.

Nash: Dönüp bakınca çok acayip bir hikaye. Dallas’ta başarılı bir takımdaydım ve istemediğiniz bir şekilde takım değiştirip o takımla playofflarda karşılaşmak, harika bir seri oynayıp onları yenmek güzel bir hikaye ama neden bilmiyorum, bir şekilde kendimi o insandan ayrı tutuyorum. Bir anlamda tüm başarılarımı yoksaydım ve kendimi artık bu başarılarla öyle ilişkilendirmiyorum. Ben yoluma baktım.

Ancak dönüp bakınca tabii duygu dolu ve coşkulu bir seriydi. Seri boyunca yoğun duygular yaşadım ve bunları kontrol etmeye çalışıyordum. Seriyi kazandığımızı ve benim de iyi oynadığımı biliyorum sadece.

Nowitzki: Denk geldi ve bize karşı oynadı. Böyle olması gerekiyormuş. Her maçı hatırlamıyorum artık ama sonunu kesinlikle hatırlıyorum. Bize neler yaptığını hatırlıyorum. Keyifli anılar ama onlar için bizden daha keyifli tabii.

Coro: Sekiz yıl boyunca Suns‘ta oynadığı dönemde Steve ile ilgili haberler yaptım ve hiç o serideki kadar iyi oynamadı. Şut kaçırınca insan şoka uğruyordu. Bütün seri boyunca bir tane serbest atış kaçırdı. Sanki bir kukla oynatıcısını izler gibiydi. Mavericks savunmasının dizginleri onun ellerindeydi. İnsanları istediği şekilde hareketlendiriyordu: Hem kendi takım arkadaşlarını hem de savunmacıları. Hiç kötü şut atmadı. Oyunu başka bir seviyede okuyordu.

Griffin: Deli gibi şut atıyordu. Yarınlar yok gibi şut atıyordu.

Richardson: Bunun bir parçası olmak inanılmazdı. O adam, seriyi tam anlamıyla tek başına aldı. Dallsa’ta, Mavs‘e, Mark Cuban’a, Dirk’e, eski takım arkadaşlarına karşı oynaması, organizasyonun onu daha bir yıldan kısa bir zaman önce bırakmış olması, oraya dönmesi ve onları böyle yıkması inanılmazdı.