Massimo Cancellieri: “Dusan Alimpijevic Sayesinde Koçluğu Daha Çok Sevdim”

2026-09-01T16:07:37+00:00 2026-09-01T16:07:37+00:00.

Meliksah Bayrav

01/Eyl/26 16:07

Eurohoops.net

Eurohoops.net'u Favori Basketbol Kaynağınız Olarak Kullanın.

Google LogoEurohoops'u Google'a Ekleyin

TOFAŞ’ın yeni koçu Massimo Cancellieri, Eurohoops’a özel açıklamalarda bulundu.

by Semih Tuna / info@eurohoops.net 

Eurohoops Türkiye’yi YouTube’da takip etmek için tıklayın!

Eurohoops Türkiye’yi Instagram’da takip etmek için tıklayın! 

Yeni sezonda ülkemizi BKT EuroCup’ta temsil etmeye hazırlanan TOFAŞ, bu yaz takımın başına İtalyan bir başantrenörü getirdi. Son olarak Trento’yu çalıştıran İtalyan koç Massimo Cancellieri, yeni sezonda Bursa ekibinin başantrenörü olacak.

Koçluk kariyerinde ilk kez Türkiye’de görev yapacak olan 54 yaşındaki İtalyan çalıştırıcı, Eurohoops’a özel açıklamalarda bulundu. Koç Cancellieri,

Eurohoops: Öncelikle Türkiye, uzun yıllardır Avrupalı koçlar ve oyuncular için önemli bir destinasyon. TOFAŞ görevini kabul etmeden önce daha önce burada çalışmış insanlarla görüştünüz mü?

Massimo Cancellieri: “Tam olarak değil. Şanslıydım çünkü daha önce birçok kez burada maç oynama ve yıllar boyunca burada çalışan insanlarla ve koçlarla konuşma fırsatım oldu. Dolayısıyla Türkiye’deki durum hakkında kendi görüşümü oluşturmuştum.

Bu sadece genel bir düşünce değildi. Burada basketbolla ilgili yapılan her şeyin yüksek seviyede olduğunu gördüm. Yetkinlik düzeyi de çok yüksek. Bu yüzden zaten kendi fikrimi oluşturduğumu düşünüyorum, dolayısıyla bu görevi kabul etmeden önce ayrıca telefonlar açıp insanlarla konuşmama gerek yoktu. Bence bu karar herkes açısından, özellikle de benim açımdan, hiç düşünmeden verilebilecek kadar açıktı.”

Eurohoops: Dışarıdan baktığınızda Türk basketbolunda sizi en çok etkileyen şey neydi? Artık Türk basketbolunun bir parçası olduğunuza göre özellikle deneyimlemek için merak ettiğiniz şey nedir?

Cancellieri: “Öncelikle Türkiye Ligi ve takımların genel seviyesinden bahsetmeliyim. Seviye gerçekten çok yüksek.

Kupada oynadıktan sonra, neredeyse her takım için adeta bir ölüm kalım maçı niteliğinde karşılaşmalar oynama ihtimaliniz var. Burada hiçbir şey kolay değilmiş gibi görünüyor.

Genel olarak baktığımda, üst düzey ve iyi hazırlanmış koçlar ile yine üst düzey ve iyi hazırlanmış takımlar görüyorum. Dolayısıyla merak ettiğim ve kendimi hazırlamam gereken şey, bu ligin ve bu ülkenin her hafta sizi neyle karşı karşıya bırakacağı. Bence bu herkes için, benim için de büyük bir meydan okuma.

Sezon boyunca uyum sağlamaya çalışırken özellikle dikkatli ve odaklanmış olmam gerekiyor; sadece başlangıçta değil. Buraya, her şeyi nasıl yapacağımı belirleyen tek ve değişmez bir fikirle gelmek istemiyorum. Elbette bir koç olarak kendi düşüncelerim ve fikirlerim var, ancak gözlemlemeye, değerlendirmeye ve adapte olmaya hazırım.”

Eurohoops: PAOK’a katıldığınızda, özgeçmişinizde sadece PAOK’un da yer almasını istediğinizi söylemiştiniz. Bunun farklı bir kulüp olduğunu biliyorum ama TOFAŞ’ın neden o özgeçmişteki bir sonraki satır olmasını istediniz?

Cancellieri: “Öncelikle Türkiye’ye koçluk yapmak için gelmenin sizi başka bir seviyeye taşıdığına inanıyorum. TOFAŞ benimle iletişime geçti ve dışarıdan baktığınızda TOFAŞ her zaman çok sağlam bir kulüp izlenimi veriyordu. Strasbourg’dayken onlara karşı oynadım, dolayısıyla genel organizasyonlarını görme fırsatım oldu.

Tolga Öngören, fikirleri, stratejisi ve vizyonuyla Avrupa’nın her yerinde tanınan bir isim. Dolayısıyla bana teklif yaptıklarında, daha önce de söylediğim gibi, hiç tereddüt etmedim. PAOK farklıydı çünkü arkasında uzun ve köklü bir tarih ile çok güçlü bir taraftar kitlesi vardı. İki farklı durumdan bahsediyoruz, bu yüzden onları kıyaslayamayız.

TOFAŞ, parçası olmak, aidiyet hissetmek ve yalnızca bir sezonluk deneyim değil, uzun yıllara yayılan bir tarih yaratmaya çalışmak isteyeceğiniz kadar sağlam bir kulüp.”

Eurohoops: Kariyerinizde aldığınız en büyük derslerden birinin, kendi yönteminizin her durumda işe yaramayacağını anlamak olduğunu söylemiştiniz. O zamandan beri İtalya, Fransa ve Yunanistan’da koçluk yaptınız. Türkiye’de farklı yapmanız gerektiğini düşündüğünüz neler var?

Cancellieri: Bunun mutlaka farklı olması gerektiğini düşünmüyorum. Sadece artık kendimi daha hazır hissediyorum.

Bir yere gidersiniz, etrafınıza bakarsınız, kendi anlayışınızı ve mentalitenizi beraberinizde götürürsünüz ama aynı zamanda bu anlayışın bulunduğunuz yerle ne ölçüde örtüştüğüne bakarsınız. Takım kurarken de aynı şey geçerli. Bu tür bir yapıya hangi oyuncular daha iyi uyum sağlayabilir? Doğru oyun tarzı nedir? Her zaman aynı şekilde oynamanız gerektiği diye bir kural yok. Öncelikle ligi ve kuralları değerlendirmeniz gerekiyor. Bu önemli.

Bunu daha önce söylemeyi unuttum ama Türk oyuncuların sahada bulunmasına ilişkin kuralı bile değerlendirmeniz gerekiyor. Bu, Yunanistan veya İtalya’dakinden farklı.”

Eurohoops: Bu arada bu kural hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cancellieri: “Bilmiyorum. Bu konuda bir fikrim yok. Kural bu şekilde ve biz de buna uyum sağlıyoruz. Ama genel olarak mesele buraya gelmek, gözlemlemek ve kendinizi ortaya koymak. TOFAŞ’ın bana, olduğum kişi olarak kendimi ifade etme fırsatını zaten verdiğini biliyorum. Benden kendim olmamı istediler ve bu da benim için büyük bir kapı açıyor.

Bu şu anlama geliyor: “Tamam, bunu yapabiliyorsam burada nasıl adapte olabileceğime ve bu ortamda daha etkili olabilmek için kendimi nasıl değiştirebileceğime bakalım.”

Eurohoops: Her sezon yeni bir deneyim, değil mi? Peki TOFAŞ’ta PAOK veya Trento’da görmediğimiz hangi özelliği göreceğiz?

Cancellieri: “Kusura bakmayın, klişe bir cevap vermek istemiyorum ama benim açımdan bunlar üç farklı stratejiye sahip üç farklı takım. Farkları analiz edersek, gerçekten basketbolu farklı şekillerde ele aldıklarını görüyoruz. Dolayısıyla en temel noktalardan başlayıp sonuna kadar gitmemiz gerekir.

Örneğin PAOK, kendi tarihini ve kulübün yarattığı o güçlü aidiyet duygusunu takip eden bir yapıdaydı. Trento’da ise uzun vadeli bir strateji ve bakış açısı var. Genç oyuncularla çalışıyorsunuz. Bir şeyler inşa etmek, ham bir oyuncuyu kadroya dahil edip strateji ve hedefler doğrultusunda onu bir basketbolcuya dönüştürmek için çalışıyorsunuz.

Burada ise bunların bir karışımı söz konusu.Evet, burada da tarih var çünkü TOFAŞ yaklaşık 50 yıllık bir geçmişe sahip bir kulüp. Aynı zamanda büyük bir hedef ve vizyon var. TOFAŞ bunun arkasında üst düzey bir altyapı, yani bir gençlik projesi inşa ediyor. Belki bu yıl daha az olacak ama genel vizyon, başta yerli oyuncular olmak üzere kimleri A takıma kazandırabileceğimizi görmek ve onların gerçekten önemli roller üstlenmesini sağlamak.”

Eurohoops: Koç olarak geliştikçe oyuncularınıza daha fazla özgürlük tanımaktan bahsettiniz. Peki oyuncuya özgürlük tanımakla kötü bir kararı kabullenmek arasındaki sınır nerede?

Cancellieri: “Bu korkunç bir soru çünkü buna cevap veremem! Oyuncuların birbirleriyle nasıl etkileşim kurduğuna bakmanız gerekiyor. Önce çok genel bir perspektiften başlamalı, ardından detaylara inmelisiniz. Başlangıçta, yapılmaması gerektiğini düşündüğünüz bir hata olsa bile, öncelikle nedenini anlamaya çalışırsınız.

Sebebi ne? İçinde bulunulan durum mu? Oyuncu mu? Yoksa oyuncu ile içinde bulunulan durumun birleşimi mi? Sonra değerlendirir ve harekete geçersiniz. Elbette pazarlık konusu olmayan bazı şeyler var. Asla yapılmaması gereken hatalar vardır. Bu noktada mesele şu: Yüzde 100’ünüzü vermelisiniz. Çok temel bir şey ama bunu yapmak kolay değil.”

Eurohoops: Peki bir oyuncu sizin hiç hoşlanmadığınız bir şutu kullanıyor ve bunu sürekli sokuyorsa, bu hâlâ kötü bir karar mıdır?

Cancellieri: “Genellikle onunla konuşurum. Ellerimle böyle bir şey yaptıktan sonra, ‘Belki daha iyi bir şut bulabiliriz’ derim. Ama belirli sayıda hücum hakkınızın olduğu bir oyunda, kötü bir şutu kabul edebilirsiniz. Bu, büyük ölçüde hücumları nasıl yönettiğinize bağlı. Eğer her hücumun değerli olduğu ve hücum süresinin sonlarına geldiğiniz bir pozisyonda kötü bir şut kullanıyorsanız, bu daha ağır bir hata olur.

Ancak hücumun erken bölümünde o şutu kullanıyor ve size ikinci bir hücum hakkı kazanma ihtimali yaratacak bir şey yapıyorsanız, tüm takım aynı düşünce doğrultusunda hareket ediyorsa, normalde bir koç için çok kötü bir hata olabilecek bu karar daha kabul edilebilir hale gelebilir.”

Eurohoops: Koç, hücumlardan bahsettiniz. Bir keresinde takımlarınız savunma yapmadığında ve koşmadığında, hücumda da doğal olarak daha yavaş hücumlar gerçekleştirdiklerini söylemiştiniz. O hâlde tempodan bahsettiğinizde, bu aslında hücumdan ziyade savunmayla mı ilgili?

Cancellieri: “Hayır, genel bir mesele. Ben herhangi bir şey icat etmedim. Bu, basketboldaki bir eğilim ve oyuncuların içinde bulunduğumuz dönemde nasıl olduğuyla da bağlantılı. Hücum sayısını artırmak ve farklı bir tempoda oynamak, mutlaka sadece savunmayla ilgili olmak zorunda değil.

Ben şahsen bunun sağlam bir savunmayla başlamasını isterim. Ama sadece koşarak da hücum sayısını artırabilirsiniz. Avrupa’da sanırım her koç bunun savunmadan başlamasını ister, ben de onlardan biriyim. Bu sadece benim düşüncem değil.”

Eurohoops: Şu anda bir koç olarak çözmekte en çok zorlandığınız hücum trendi hangisi?

Cancellieri: “Elinizdeki takıma bağlı. Eğer uzun pivotları olmayan bir takımınız varsa ve rakip topu sürekli içeri atıyorsa, bu bir problemdir. Dolayısıyla gerçekten takımınıza, takımınızın zayıf ve güçlü yönlerine bağlı.

Oyunculara sık sık şunu söylüyorum: “Tamam, bunu yapacağız. Eğer rakip bizim zayıf yönlerimize saldırmaya çalışırsa, sizi şu şekilde korumaya çalışacağız.” Sadece rakibin zayıflıklarını değil, bizim en azından belli bir noktaya kadar karşılayabileceğimiz güçlü yönlerini de değerlendirmeye çalışıyorum.

Eğer bunu yapamıyorsak, bir şeyi rakibin elinden alalım, onların hızlı skor üretmesini sağlayalım ve ardından biz de bunu telafi etmeye çalışalım.”

Eurohoops: İstatistikleri ve pozisyonları bir anlığına bir kenara bırakalım. “Massimo Cancellieri oyuncusu” dediğimde akla hemen hangi özellikler gelmeli?

Cancellieri: “Sorumluluk bilinci, kendisinden çok şey beklemek, başkalarından da yüksek standartlar talep etmek ve yüksek standartların peşinden gitmek.”

Eurohoops: TOFAŞ kadrosunda bu tanımı en iyi kim karşılıyor?

Cancellieri: “Kendini beğenmişlik olarak algılamayın ama herkes.”

Eurohoops: Herkes mi? Politik doğrucu bir cevap olabilir ama anlıyorum, koç.

Cancellieri: “Hayır, öyle bir cevap değil. Gerçek bu. Bu biraz kendini beğenmişlik! Çünkü aslında iyi bir iş çıkarıp transferleri çok iyi yaptığınızı kabul etmek gibi bir şey. Ben bu açıdan baktığımda hepsinin bu özelliklere sahip olduğuna inanıyorum.

Kötü oyuncular olabilirler, ben de çok kötü bir koç olabilirim ama onların hayatlarında böyle bir misyonları var. Bu politik bir cevap değil. Tam tersine, burada çok fazla sorumluluğu üzerime alıyorum!”

Eurohoops: Bir şeyi kabul etmekten söz etmişken, kariyerinizin daha önceki dönemlerinde oyuncularla yalnızca kendi iletişim kanalınız üzerinden iletişim kurduğunuzu söylemiştiniz. Son dönemde bir oyuncunun size bir şey söyleyip gerçekten fikrinizi değiştirdiği en yakın örnek ne?

Cancellieri: Çok fazla örnek var. Bu takımdan söz edemem çünkü henüz çok erken. Daha önce çalıştırdığım bazı oyuncular var ama yine de bunun için çok erken. Geçen yıldan bir örnek vereyim. DJ Steward’ı çalıştırdım, Avrupa’da bir çaylaktı. Dolayısıyla takıma farklı bir anlayışla geldi ve uyum sağlamaya çalışıyordu.

Sezon boyunca iki ya da üç farklı kez benimle konuştu ve kendi bakış açısını ortaya koydu. Bu da daha önce sahip olmadığım başka bir iletişim kanalının açılmasını sağladı. Bir gün, sahada bazı şeyleri gördüğümde sinirlendiğim bir durumu nasıl yönetmemiz gerektiğini konuşuyorduk.”

Eurohoops: Yani taviz vermediğiniz konular gibi mi?

Cancellieri: “Tamam, o daha çok takımımızdan ziyade benimle ilgiliydi. Sonra yanıma geldi ve şöyle dedi: “Böyle zaman kaybetme. Sahada ne görmek istediğini söyledin, şimdi oradan başlayalım. Eğer bunu görmüyorsan, tamam, sorun değil. Ne istiyorsan onu yap. Farklı bir yöne gidebiliriz.”

Ama farklı bir yöne gitmedik. Çünkü o anda bizim için sorun olan şey, büyük bir avantaja dönüştü. Bu çocuk çok olgundu ve çok zekiydi ama birbirimizi tanımıyorduk. Bana söylediği bir şey, kafamda bir anda bir şeylerin yerine oturmasını sağladı ve olaylara farklı bir açıdan bakmama yardımcı oldu.

Bunu anlatabildim mi bilmiyorum. Bu en yakın örnekti ama çok fazla örnek var. Yani PAOK’ta Shavar Reynolds, benim için çok şey yaptı. Frank Bartley… Son dönemde de birçok oyuncu bunu yaptı. Ama bunun gerçekleştiğine inanıyorum çünkü ben kendimi açtım.”

Eurohoops: O zaman şunu sorayım: Sizce daha genç Massimo Cancellieri’nin oyuncusu olmaktan keyif alır mıydınız?

Cancellieri: “Hayır. Kesinlikle hayır.”

Eurohoops: Hiç mi? Daha mı öfkeliydiniz, yoksa…?

Cancellieri: “Duruma bağlı. Çok gençken, yani kariyerimin en başında, evet. Çünkü halen uyum sağlamaya çalışıyordum. Sonra bir noktada, özellikle asistan koç olarak Milano‘da geçirdiğim dönemin ardından, her şeyi gördüm: Her türden koçu, her türden oyun tarzını…

Birini seçtim ve sanırım ondan sonra bir süre tam bir pislik gibi davrandım. Sonra, çok şükür, kendimi değiştirmem gerektiğini fark ettim. Değişebildim mi bilmiyorum ama kesinlikle artık farklı biriyim.”

Eurohoops: PAOK taraftarları size ‘Çılgın İtalyan’ diyordu. Bu eski bir tabir, Gentile ve başka oyuncular için de kullanılmıştı. Ama az önce bir koç olarak daha sakin hale geldiğinizi söylediniz. Peki ‘Çılgın İtalyan’ hala orada mı?

Cancellieri: “Evet, evet. Bu yaştan sonra insanı değiştiremezsiniz. O hala orada. Bence bulmanız gereken denge, o tarafınızın mümkün olduğunca az ortaya çıkmasını sağlamak. Ama halen orada, sanırım.”

Eurohoops: Bu sadece basketbolla ilgili değil, öyle değil mi?

Cancellieri: “Bilmiyorum!”

Eurohoops: Bilmiyor musunuz? Koç, evlisiniz. Eşiniz ne düşünüyor?

Cancellieri: “Deli olduğumu biliyor. Bunu bana her gün söylüyor (gülüyor)!”

Eurohoops: Türkiye’de de bir başka ‘Çılgın İtalyan” koçumuz var. İnsanlar ona da böyle diyor. (Editör notu: Gianmarco Pozzecco)

Cancellieri: “Bizim üzerimizde böyle bir etiket var (gülüyor).”

Eurohoops: Koç, bir keresinde başka koçları izlediğinizi, onlardan fikirler aldığınızı ve kendinizi sürekli geliştirdiğinizi söylemiştiniz. Başka bir takımdan ‘çaldığınız’ son basketbol fikri neydi?

Cancellieri: “İşe yaradığını gördüğüm zaman kendi oyun tarzıma yakın şeyleri incelemeye ve neden işe yaradıklarını anlamaya çalışıyorum. Bir koç için işe yarayan şeyin, nasıl koçluk yaptığından bile daha fazla, nasıl bir kadro kurduğu olduğuna inanıyorum.”

Eurohoops: Yani her şey oyuncu yönetimiyle mi ilgili?

Cancellieri: “Sadece bundan ibaret değil. Aklınızdaki fikir doğrultusunda nasıl oyuncu seçtiğiniz ve ardından bu fikri sahaya nasıl yansıttığınızla ilgili. Bu, iki bölümün arasında kalan bir zar gibi. Çok ince olması gerekiyor ve bu zarın içinden geçebilmelisiniz. Bence iyi bir koç, bu kapasiteye sahip olan kişidir.

Öncelikle, kadro yapılanmasına mümkün olan en iyi şekilde yardımcı olacak kişilere sahip olmalısınız. Böylece sahada sizi gerçekten temsil eden oyuncularınız olur ve siz de onları temsil edebilirsiniz.Bu karşılıklı bir şey. Tek taraflı olamaz. Bu sadece, “Şutör bir oyuncuyu beğeniyorum, o hâlde bir şutör transfer edeyim” demek değil.

Bence şöyle düşünmelisiniz: “Bir şutörü beğeniyorum, bir şutör transfer etmem gerekiyor ama o benim için doğru şutör mü ve ben de onun için doğru koç muyum?”

Eurohoops: Geçen sezon Trento ile EuroCup çeyrek finalinde Beşiktaş‘la karşılaştınız ve sadece bir sayı farkla kaybettiniz. Gerçekten çok çekişmeli bir maçtı. Ertesi gün Dusan Alimpijevic ile konuştum. Trento ve özellikle de sizin koçluğunuz hakkında oldukça övgü dolu sözler söyledi. O maç ve Alimpijevic ile olan eşleşmeniz hakkında en çok neyi hatırlıyorsunuz?

Cancellieri: “Doğrusunu söylemek gerekirse şunu hatırlıyorum: Maçtan sonra Dusan beni ofisine götürdü. Böyle zor bir yenilginin ardından çok güzel bir basketbol sohbeti yaptık. Bana karşı son derece samimi ve misafirperverdi. Bu, basketbol koçu olmayı daha çok sevmemi sağladı.

Böyle insanlarla karşılaştığınızda, benim en çok hatırladığım şey bu oluyor. O maçı kazanmıştı ama rakibine saygı gösterdi ve bu anı benimle paylaşmak istedi. Sonrasında doping kontrolü vardı, dolayısıyla bir süre beklememiz gerekti. Beni ofisine götürdü ve etrafta çok fazla insan yoktu. Çok yüksek kalitede bir basketbol maçıydı.”

Eurohoops: Maçtan sonra sanki bir anda 15 kilo vermiş gibiydi! Size yaklaştığında büyük bir rahatlama yaşamış görünüyordu.

Cancellieri: “Ben 15 kilo aldım! Yediğim ve içtiğim her şeyden dolayı! Daha çok da içtiklerimden! Ama evet, gerçekten çok heyecan vericiydi. Biz, favori olmayan taraf olarak böyle maçları oynamayı seviyorduk. Onlar da çok iyi bir takımdı. EuroCup finaline ve Türkiye Ligi finaline kadar gittiler. Yani durumu anlayabilirsiniz.

Maçı kaybettik ama iyi bir iş çıkardığımızın farkındaydık. Şunu bilmelisiniz ki bundan sonra sezonumuzun en kötü dönemine girdik. Bu mağlubiyetten sonra, maçı kazanmanın ne kadar yakınında olduğumuzu bilmek bizi etkiledi. Ligde üst üste dört ya da beş maç kaybettik. Bizim için gerçekten çok zordu ama deneyim harikaydı.”

Eurohoops: Bir yerde okumuştum, boş zamanlarınızda bile eve gidip basketbol izliyormuşsunuz.

Cancellieri: Her zaman çalışan adam hikâyesini yaratmayalım!

Eurohoops: Aslında tam da bunu soracaktım. Eve gittiğinizde maçları bir taraftar gibi mi izliyorsunuz, yoksa otomatik olarak analiz etmeye mi başlıyorsunuz?

Cancellieri: “Hayır, kesinlikle öyle değil. Eve gidiyorum ve çoğunlukla EuroLeague izliyorum çünkü izlemek güzel. Oyuncuların birbirleriyle fiziksel mücadeleye girmesini, sertliği, tempoyu, güzel hücumları görmek hoşuma gidiyor ve bunu bir taraftar gibi izliyorum.

Bir maç sırasında belki bir şey dikkatimi çekiyor. Sonra ertesi gün ofise gidip teknik ekibinizle konuşurken bir maç hakkında sohbet edebiliyorsunuz: “Şunu, şunu ve şunu izlediniz mi?” Onlar da, “Evet, şu konuda iyiydiler” diyebiliyor. Ama her şey çok genel. Eve gidip tek bir pozisyon seçerek onu analiz etmeye başlamıyorum. Hayır. Öyle değil. Bir taraftar gibi izliyorum. Hoşuma gidiyor.

Sıkıcı maçlar varsa televizyonu kapatıyorum. Orada bırakıyorum. Süper kahramanmışım gibi davranmak istemiyorum. Eve gidip dinleniyorum.”

Eurohoops: Ama basketbol izleyerek dinleniyorsunuz. Bu ilginç.

Cancellieri: “Her gün bir maç var! Her gün bir maç oynanıyor. Yani mutlaka birileri oynuyor. Yemek yiyorsunuz, dinleniyorsunuz, kızınızla konuşuyorsunuz… Ama bir yandan da bir maç var.”

Basketbol gündemindeki en son gelişmeler için tıklayın!
EuroLeague gündemindeki son haberler için tıklayın!

Eurohoops.net'u Favori Basketbol Kaynağınız Olarak Kullanın.

Google LogoEurohoops'u Google'a Ekleyin