2018 Yılında Basketbola Damga Vurmuş 10 Olay

31/Ara/18 10:16 Aralık 31, 2018

Bugra Uzar

31/Ara/18 10:16

Eurohoops.net

2018 yılında basketbolda gündeme damga vuran olayları sizler için derledik.

By Buğra Uzar/ buzar@eurohoops.net

2018 yılı acısıyla tatlısıyla kısa bir süre sonra geride kalmak üzere. Tabii ki bu koca yıl boyunca basketbolda da birbirinden önemli olaylar oldu. Kimi olaylar bizi mutlu ederken kimi olaylar ise üzdü.

Eurohoops olarak biz de geride bırakmaya hazırlandığımız yıla bir göz atmaya ve yılın basketbol adına en önemli olaylarını değerlendirmeye karar verdik. Tabii ki bunu yaparken önce Türk basketbolunu ilgilendiren olaylara öncelik verirken sonra dünya basketbolunu ilgilendiren olayları ele almaya çalıştık. Listemizde herhangi bir sıralama olmadığını belirtmekte de fayda var.

Yazımıza geçmeden önce tüm okuyucularımıza sağlıklı, mutlu, huzurlu ve bol basketbollu bir yıl diliyoruz. Umarız 2019 gönlünüzce olur. Keyifli okumalar!

1- Tecrübeli Koçların Yeni Evlerinde Yeni Hikayeleri

Avrupa basketbolu bu yıl birçok koç değişikliğine de sahne oldu. Hem geçtiğimiz sezon hem yaz dönemi hem de bu sezon içerisinde birçok takım, başantrenörlerini değiştirme kararları aldılar. Bu da hem Avrupa basketbolu için çok önemli isimlerin hem de okyanusun diğer tarafına damga vurmuş bazı isimlerin sahneye çıkmasına sebep oldu.

Öncelikle ülkemizi ilgilendiren kısımla başlayacak olursak Avrupa basketbol tarihinin en önemli koçlarından birisi olan Dusko Ivanovic, yaz döneminde Beşiktaş Sompo Japan’ın başına geçti. Kariyerinde Baskonia, Panathinaikos, Barcelona gibi çok önemli takımları çalıştıran Karadağlı koç, bu sezon da siyah beyazlıların başarısı için çalışıyor. Kısıtlı imkanlarıyla şu ana kadar önemli işler yapan Ivanovic, yerli oyunculara verdiği güvenle de dikkat çekiyor. Onun gibi bir tecrübeyi ülkemizde izlemek basketbolseverler adına güzel bir olay. Öte yandan son iki sezon Darüşşafaka‘yı çalıştıran ve geçtiğimiz yıl da EuroCup şampiyonluğunu kazanıp başarılarla dolu kariyerine yeni bir halka ekleyen David Blatt, yaz döneminde EuroLeague’in en önemli ekiplerinden Olympiacos‘un başına geçti. Tecrübeli koç Olympiacos‘ta bir değişimin parçası olup Kırmızıları yeniden Avrupa’nın zirvesine çıkartabilecek mi bunu göreceğiz. Ancak şu ana kadar özellikle Spanoulis’le yaşadığı sorunlarla gündeme gelen Blatt’in 2019 senesinde bunu başarabilmesi için bolca şansa ihtiyacı olacak.

Öte yandan Amerika’da çok önemli başarılara imza atmış iki çok önemli basketbol adamı da 2018 yılı içerisinde Avrupa’ya geldi. Bunlardan ilki FIAT Torino’ya gelen Larry Brown’dı. NBA’de birçok takımı çalıştıran, Detroit Pistons‘la şampiyonluk yüzüğü kazanan ve bir kez de yılın koçu seçilen tecrübeli koç, yaz döneminde İtalyan ekibiyle sözleşme imzaladı. Bu macera beklentilerin çok altında kaldı ve Torino geçtiğimiz günlerde Brown’la yollarını ayırdı. Kendisinin deyimiyle “Buraya bir şeyler öğretmeye gelmişti ancak asıl öğrenen o oldu”. Öte yandan yılın son günlerinde Avrupa basketboluna bomba gibi düşen bir haber geldi. Xavi Pascual’i gönderen Panathinaikos, NCAA efsanesi Rick Pitino’yu takımın başına getirdi. NBA’e Knicks ve Celtics‘i çalıştıran Pitino, 2 kez kolej şampiyonu olmayı da başardı ancak yaşadığı skandalların ardından buradan ayrıldı. CSKA galibiyeti ile harika bir başlangıç yapan Pitino ve Panathinaikos ikilisi 2019’un en konuşulan hikayelerinden biri olacaktır.

2- Sarunas Jasikevicius ve Zalgiris Kaunas’ın Peri Masalı

Geçtiğimiz sezon Turkish Airlines EuroLeague’de muhteşem bir heyecan ve bolca hikaye vardı ancak içlerinden bir tanesi taraflı tarafsız herkesin büyük takdirini kazandı. Evet, Sarunas Jasikevicius’un çalıştırdığı Zalgiris Kaunas’tan bahsediyoruz. Mütevazi bütçesi ve üst düzey yıldızı olmayan Kaunas ekibi, muhteşem takım oyunu ve disiplini sayesinde birçok dev bütçeli takımı geride bırakarak normal sezonu 6.sırada bitirdi. Play-off’larda ise rakip güçlü Olympiacos‘tu. Üstelik saha avantajı da Yunan ekibinden yanaydı. Ancak Jasikevicius’un ekibi oyun seviyesi olarak çok üst düzeye çıktı ve tüm oyuncular adeta tek bir vücut gibi organize şekilde hareket ettiler. Zalgiris, herkesi şaşırtarak Olympiacos‘u deplasmanda iki kez yendi ve 3-1’lik skorla Final Four’a kalmayı başardı.

Jasikevicius’un öğrencilerinin yarı finaldeki rakibi güçlü Fenerbahçe‘ydi. Litvanya ekibi büyük bir mücadele ortaya koysa da kazanan taraf tecrübesi ve yetenekleriyle temsilcimiz olmuştu. “Usta” Obradovic‘in “Çırak” Jasikevicius’a göstermediği birkaç numarasının olduğunu da bu maçta gördük. Ancak bu mağlubiyet ne Zalgiris’in ne de Belgrad’a gelen binlerce Litvanyalı taraftarın coşkusunu dindirmeye yetmedi. Kaunas ekibi, üçüncülük maçında dev bütçeye sahip CSKA Moskova’yı devirirken neredeyse tüm Avrupalı basketbolseverler onları ayakta alkışlıyordu. Yaz döneminde Pangos ve Toupane gibi önemli oyuncularını kaybeden Zalgiris, bu sezon eski keskinliğinden uzak ancak Jasikevicius’un ve öğrencilerinin geçtiğimiz sezon yarattıkları muhteşem başarı hikayesi 2018’in en önemli hikayelerinden biri olarak tarihteki yerini aldı bile.

3- Golden State Warriors’ın Bir Kez Daha NBA Şampiyonu Olması

Aslında sezon başında herkesin beklediği de buydu. Cleveland Cavaliers‘la Golden State Warriors‘ın finallerde karşılaşması ve yıldızlarla dolu bir kadroya sahip Warriors‘ın bir kez daha şampiyonluğu kazanması… Nitekim böyle de oldu ve Warriors üst üste ikinci, son dört yılda ise üçüncü şampiyonluğunu kazandı.

Warriors normal sezonu rahat bir tempoda götürdü ve ligi üçüncü, Batı’yı da ikinci sırada tamamlayarak play-off’lara girdi. İlk turda tecrübeli San Antonio Spurs‘ü ikinci turda ise Anthony Davis’li New Orleans Pelicans‘ı 5’er maçta rahat şekilde geçen Warriors, Batı Konferansı finalinde ise belki de tüm şampiyonlukları boyunca en çok zorlandığı seriyi oynadı. Warriors, normal sezonun MVP’si James Harden’ın sürüklediği Rockets‘a karşı 5 maç sonunda 3-2 geriye düşmüştü. Ancak Chris Paul’ün sakatlanması serinin kaderini değiştirdi ve üst üste iki maç kazanan Warriors, NBA finalinde bir kez daha Cleveland Cavaliers‘ın rakibi oldu.

Warriors, finallerde bir kez daha durdurulamaz bir performans gösterdi ve LeBron James’in insan üstü bir performans göstererek finale kadar getirdiği Cleveland Cavaliers’ı da 4-0’la süpürdüler. Yaz döneminde her ne kadar sakatlığı nedeniyle şimdiye kadar forma giyemese de DeMarcus Cousins gibi bir yıldızı transfer ettiler. Şimdi ise üst üste üçüncü şampiyonluklarını kazanmak için savaş veriyorlar. Ancak bu süreç boyunca hiç yaşamadıkları problemler de baş gösterdi. Durant – Green kavgası, yan parçalardan gelmeyen destek, Klay Thompson’ın formsuzluğu gibi sıkıntılar, Warriors’ı her zamankinden daha çok “yenilebilir” yapmış durumda. Üstelik yaz döneminde Klay Thompson ya da Kevin Durant’ten en az birini kaybetmeleri de çok yüksek olasılık. DeMarcus Cousins nasıl dönecek? Sorunların çözümlerini bulup tekrar şampiyon olabilecekler mi? Yazın kadroları nasıl değişecek? Bu soruların tüm yanıtları 2019’da gizli.

4- Los Angeles’ın Yeni “Kral’ı” 

2018 yılı boyunca birçok önemli oyuncu takımlarını değiştirdiler. Ancak LeBron James’in 2018 yazında Cleveland Cavaliers‘la olan sözleşmesi bittikten sonra Los Angeles Lakers‘a imza atması tartışmasız dünyanın en çok konuşulan hamlesi oldu. Cavs‘le geçirdiği son sezona baktığımızda LeBron’un oradan ayrılması oldukça yüksek bir olasılıktı. Ligin en iyi oyuncusunun yeteneklerini ligin en görkemli tarihine sahip takımına ve Hollywood’un parlak ışıklarına taşıması sadece 2019’da değil ilerleyen yıllarda da ligin kaderini doğrudan etkileyebilir.

Yukarıda da yazdığımız gibi LeBron’un ayrılması oldukça beklenen bir durumdu. Yönetimle yaşadığı sorunlar, kadronun yeterince kaliteli olmaması ve manevra alanının çok dar olması, Warriors‘a karşı koyamamaları gibi sportif sebeplerin yanında ailesinin ve işlerinin Los Angeles merkezli olması da onu bu kararı almaya itti. Nitekim ilk seferkinden farklı olarak Cavaliers’a rakip olarak çıktığı ilk maçta nefretle değil büyük bir sevgiyle karşılandı. LeBron’lu Lakers sezonun başında ve son dönemde bocalasa da zorlu Batı’da play-off resminin üst sıralarında yer almayı başardı. Bakalım Kral ve Lakers’ı yeni yılda neler bekliyor? Kim bilir, belki de Noel Baba onlara Anthony Davis’i hediye eder!

5- Real Madrid’in Şampiyonluğu ve Luka Doncic

Real Madrid geçtiğimiz sezon tekrar Avrupa’nın en büyüğü olmayı başardı. Madrid ekibinin finalde Fenerbahçe‘yi yendiğini düşünürsek bu durum Türk basketbolseverleri üzdü ancak yine de sezonun tümünü ele aldığımızda oldukça zor bir işi başararak çok özel bir hikayeye imza attılar. Bu da doğal olarak 2018’e damga vurmalarını sağladı. Sezon başlamadan takımın kalbi ve lideri Sergio Llull’ü sakatlığa kurban verdiler. Ardından Ognjen Kuzmic, Gustavo Ayon, Anthony Randolph gibi takımın en önemli oyuncularından yine sakatlık kabusu nedeniyle uzun süreler faydalanamadılar. Ancak buna rağmen pes etmediler ve takım olarak müthiş kenetlendiler. Tabii ki 18 yaşındaki üstün yeteneklere sahip bir çocuğa sahip olmaları da onlara oldukça yardımcı oldu. Kısacası Real Madrid geçtiğimiz yıl adeta ölümlerden döndü ve bu da onları daha güçlü yaptı. Sonuç olarak da çok güçlü rakipleri geride bırakarak şampiyonluğa uzandılar.

18 yaşındaki üstün yetenekli çocuğa ayrı bir paragraf açmamız gerek. Luka Doncic, 2018 yılında Avrupa’yı fethedip kazanılabilecek tüm bireysel ve takımsal ödülleri kazandıktan sonra şimdilerde Amerika’yı fethetmekle meşgul. Real Madrid’in şampiyonluğunda çok büyük paya sahip olan Sloven oyuncu, belki de kariyerini noktaladığında Avrupa basketbolunun yetiştirdiği en büyük yıldız olarak anılacak. Dallas Mavericks‘le şu ana kadar muhteşem bir çaylak sezonu geçiriyor. Belki üst düzey atletik yetenekleri yok ancak oyun bilgisi, kendine güveni ve olgunluğu o kadar yüksek ki sahada adeta yürüyerek istediklerini yapabiliyor. Üstelik şu ana kadar gösterdikleri sadece bir fragman. 2019’da da arkanıza yaslanın ve Luka Doncic’in şovunu izleyin!

6- 12 Dev Adam’ın Dünya Kupası Biletini Alması

Avrupa ve Dünya basketboluna damga vuran gelişmelerin ardından artık Türk basketbolunu daha çok ilgilendiren gelişmelere geçmemizin zamanı geldi. Bunların başında da Türkiye Milli Takımı’nın elemelerde gösterdiği harika performansın ardından Çin’de düzenlenecek FIBA Dünya Kupası biletini alması geliyor.

Değişen milli takım takvimi nedeniyle eleme maçlarının oldukça ilginç geçtiği aşikar. Birçok takım kritik maçlarda önemli yıldızlarından faydalanamadı. Nitekim milli takımımız da birçok maçına as kadrosundan önemli eksiklerle çıkmak durumunda kaldı. 2017 yılının Kasım ayında başlayan maceramızda zaman zaman tökezlesek de genel olarak etkileyici bir performans sergilediğimizi söyleyebiliriz. Takımın böylesine kısıtlı bir sürede bir araya gelip sanki haftalardır berabermişçesine performans göstermesi bize büyük avantaj kazandırdı. Üstelik bu süreçte hem yeni kahramanlar çıkarttık hem de genç yıldızların büyümesine tanıklık ettik. Tabii ki bu noktada Ufuk Sarıca ve ekibine büyük bir övgü düşüyor. Sarıca, Beşiktaş‘ın da koçluğunu yaptığı dönemde form olarak biraz düşük performans gösterse de özellikle 2018’in ikinci yarısındaki eleme maçlarında gösterdiği başarılı koçlukla lehimize fark yarattı.

NBA’deki oyuncularımızın da tam kadro olarak katıldığı Eylül ayındaki eleme maçlarında oynadığımız basketbolu ve kadromuzun genç bir kadro olduğunu düşününce 2019’da düzenlenecek Dünya Kupası için umutlanmamak elde değil. Furkan ve Cedi’nin kendilerini bir yıl daha geliştirmesi, Ersan’ın tecrübesi ve skorerliği, Türk pasaportu alan Wilbekin’in takıma daha da uyum sağlaması, Melih Mahmutoğlu, Doğuş Balbay gibi tecrübeli rol oyuncularının bu sezonki formlarını devam ettirmeleri, genç oyuncuların sorumluluklarının artmaları bizim madalya hayallerimizi daha da arttıracak etkenler. 2019’da neler olur bilemiyoruz ancak 2018 milli takımımız açısından çok iyi ve umut verici geçti.

7- Cedi Osman ve Furkan Korkmaz’ın Çıkışları

Bir önceki maddede de bu konuya bir giriş yaptım ancak Türk basketbolunun bu iki genç yıldızına ayrı bir paragraf açmazsak haksızlık etmiş olurdum. Cedi Osman ve Furkan Korkmaz, 2018’de hem milli takımda hem de NBA’de gösterdikleri performanslarla bizleri hem gururlandırdı hem mutlu etti hem de gelecek için umutlandırdı.

Cedi Osman özellikle geride bıraktığımız yılın ikinci yarısından itibaren Cavs için önemli bir faktör olmaya başladı. Geçtiğimiz sezonki yetersiz kadroda enerjisi ve yaptığı doğru işlerle adeta kazıya kazıya rotasyonda kendine yer bulan Cedi, takımına yaptığı pozitif katkıyla Cavs‘ın üzerindeki ölü toprağını atmasına yardımcı oldu. Yaz döneminde LeBron’un ayrılmasının ardından takımdaki rolü ve aldığı süreler değişen Cedi, sezona da harika bir başlangıç yaptı. Bir süre özellikle şut isabeti konusunda bocalayan genç yıldız, yılın son günlerinde tekrar toparlandı. Şu sıralar Cavaliers karmaşasındaki en değerli parçalardan biri. Milli takımda görev aldığında ise tam anlamıyla gerçek bir lider gibi oynadı ve yaz dönemindeki eleme maçlarına damga vurdu. Yaz dönemi demişken Cedi’nin LeBron James, Kevin Durant ve Kawhi Leonard’ın yaptığı özel idmana katılması da NBA gündeminde uzun süre yer aldı.

Furkan Korkmaz için 2018’in ilk kısmı çok iyi geçmedi. Sakatlık problemleriyle boğuşan genç yıldızımız sezonun son bölümüne kadar forma giyemedi. Ancak öncelikle milli takımda gösterdiği etkileyici performansla toparlandığını ve kendini geliştirdiğini gösterdi. Cedi’nin ardından takımın en büyük sürükleyici güçlerinden birisiydi ve özellikle benchten gelerek oyunun temposunu tamamen değiştirdi. Keza Yaz Ligi’nde de bir maçta 40 sayı atarak bu sezonun farklı olacağının sinyallerini verdi. Sixers sezon başında ona çok fazla forma şansı vermese de pes etmedi ve daha sonra ayağına gelen şansı çok iyi değerlendirdi. Sakatlıkların ardından Sixers rotasyonuna dahil olan Furkan, benchten gelerek önemli katkılar verdi. Başlarda sadece şutör gibi oynayan Furkan, süre almaya devam ettikçe kendine güveni de geldi ve diğer yeteneklerini de sergilemeye başladı.

2018, Türk basketbolunu dünyanın en iyi liginde uzun yıllar temsil edecek iki genç ve parlak yıldızın ilk adımlarını atmalarına tanık olduğumuz bir yıl oldu. Umarız 2019 da çok daha iyi yerlere geldikleri bir yıl olur!

8- Takımların Mali Problemleri ve Kapanan Kulüpler

2018, Türk basketbolu adına hep güzelliklere sahne olmadı tabii ki. Belki de son yıllarda basketbolumuzun karşılaştığı / karşılaşacağı en büyük sorun 2018 yılında baş gösterdi. Ülkede özellikle yılın ikinci yarısında yaşanan ekonomik sıkıntılar Türk kulüplerini de doğrudan ve sert bir şekilde etkiledi.

Türk kulüplerinde ödeme sıkıntıları yaşanması yeni bir durum değil. Nitekim birçok kulübün dosyaları FIBA’da duruyor ve zaman zaman transfer yasağı almalarına da sebep oluyor. Ancak 2018 yılında bu sıkıntılar bir adım öteye gitti. Öyle ki geçtiğimiz sezon harika bir performans göstererek lige çıktığı ilk senede play-off’lara kalma başarısı gösteren Eskişehir Basket, basketbol faaliyetlerini noktalama kararı aldı. Ancak bu son olmadı. Eskişehir’in ardından lige veda eden Uşak Sportif ve Yeşil Giresun da kapandılar. Geçtiğimiz sezon BSL’de mücadele eden ve bu sezon var olmayan bir başka kulüp de Trabzonspor oldu. Alt liglerde mücadele eden Antalya Bşb., İstanbulspor gibi takımlar da bu duruma daha fazla direnemediler ve bu sezon yoklar. Kadın baskette de durum farklı değil. Büyük yatırımlarla büyük başarılar elde eden Yakın Doğu Üniversitesi de şok bir kararla faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Keza Bornova Becker da bu sezon olmayanlardan.

Tabii ki kulübü kapatmayan birçok takımda da ödeme problemleri mevcut. Üstelik bütçelerin de geçtiğimiz yıllara kıyasla oldukça düşük olduğunu kurulan kadroların kalitelerinden anlayabiliyoruz. Bu noktada Türkiye Basketbol Federasyonu’na önemli görevler düşüyor.  Sponsorluk anlaşmalarıyla bu konuda önemli adımlar atılsa da kulüplerin mali yapılarının hem desteklenmesi hem de ciddi şekilde kontrol edilmesi gerekiyor. Keza kulüp yöneticileri de kadrolarını oluştururlarken artık daha ince eleyip daha sık dokumak zorunda. Bu zorlu sürecin Türk basketbolunu ne kadar süre ve daha ne ölçüde etki edeceğini bilemiyoruz. Ancak tüm bu kapanan kulüpler 2018 yılında basketbolumuza acı bir şekilde damga vurdu.

9- Darüşşafaka’nın 7DAYS EuroCup Şampiyonluğu

Darüşşafaka görkemli bir kadrosuyla EuroLeague playofflarında mücadele ettikten sonra bütçesini ciddi ölçüde düşürerek EuroCup’ta yer aldı. David Blatt ve ekibi bu nispeten düşük bütçeye rağmen çok etkileyici bir kadro kurmayı başardı. Önceki yıllardan da kadroda bulunan Scottie Wilbekin’in yanına JaJuan Johnson, Michael Eric, Sant Howard-Roos gibi atlet yetenekli oyuncular eklemeyi başaran Darüşşafaka, genç Türk oyuncularını da kadroya doğru şekilde yerleştirmeyi başardı. Tüm bunlara Avrupa basketbolunun en önemli koçlarından birinin sihirli dokunuşları da eklenince Daçka bir anda izlemesi çok keyif veren bir takım haline geldi. Bir basketbolsever olarak geçtiğimiz sezonki Darüşşafaka’nın izlemeyi en çok sevdiğim takımlardan biri olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim.

Savunmada yaptığı baskıyla rakiplerini yıldıran ve her fırsatta tempoyu yükselterek oyunu hızlandıran Darüşşafaka, Scottie Wilbekin’in muhteşem performansı önderliğinde normal sezondaki ilk grubunu lider olarak bitirmeyi başardı. TOP 16 grubunda da durum değişmedi ve Daçka bir kez daha zirvede yer alarak play-off’lara avantajlı girdi. Buradaki rakip sert ve takım basketbolu oynayan Buducnost’tu ancak temsilcimiz genç oyuncularından aldığı kritik katkı sayesinde burayı da 2-0’la geçti. Yarı finaldeki rakip güçlü Bayern Münih’ti. Turnuva boyunca evinde hiç yenilmeyen Bavyera ekibi, temsilcimizin üstün oyununa direnemedi. Daçka yakın geçen iki maçın ardından Blatt’in müdaheleleri sayesinde seriyi 2-0 geçerek finale kaldı. Buradaki rakip ise adeta bölüm sonu canavarıydı. Namağlup Lokomotiv Kuban, kupayla Darüşşafaka arasındaki son engeldi.

İki takım arasında finalin ilk maçı inanılmaz olaylara sahne oldu. Temsilcimiz son 23 saniyeye 5 sayı geride girdi ve top Kuban’daydı. Ancak pes etmediler ve Wilbekin’in son saniyelerdeki üçlüğüyle maçı uzatmaya taşıyarak sonunda da kazandılar. İçerideki maç ise harika bir atmosferde oynandı. Temsilcimiz baştan sona kontrolü elinde tutarak maçı kazandı ve seriyi 2-0’la alarak kupanın sahibi oldu. Darüşşafaka böylece Galatasaray‘ın ardından bu kupayı kazanan ikinci takım olurken EuroLeague biletini de kapmayı başardılar. David Blatt de başarılarla dolu kariyerine çok özel bir halka daha ekledi. Ne yazık ki bu takımı EuroLeague’de izleme şansımız olmadı ve başta Blatt’le Wilbekin olmak üzere büyük değişimler yaşandı. Yine de Darüşşafaka, Avrupa arenasında oynadığı basketbolla taraflı tarafsız herkesin takdirini kazandı ve yıla damga vuran bir başarı elde etti.

10- Fenerbahçe Fırtınası

Avrupa tarihinin tartışmasız en iyi antrenörü olan Zeljko Obradovic takımın başına geçmesiyle birlikte Fenerbahçe, EuroLeague’in en önemli kulüplerinden biri haline dönüştü. Sarı lacivertliler için 2018 yılı da kusursuz olmasa da kusursuza çok yakın geçti.

Fenerbahçe geçtiğimiz sezon ligimizin tek hakimiydi desek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Hem normal sezonda hem de play-off’larda karşılaştığı rakiplere hiçbir şans tanımayan sarı lacivertliler, üst üste üçüncü şampiyonluğunu elde etti. Ancak onlar için sadece lig kupası yeterli değildi. Nitekim Fenerbahçe fırtınası Avrupa’da da devam etti. Sarı lacivertliler normal sezonda ikinci sırada yer aldıktan sonra Baskonia‘yı da 3-1’le geçerek bir kez daha Final Four’a kalmayı başardı. Yarı finalde Zalgiris‘i mağlup etse de finalde Real Madrid‘e karşı kendi görüntüsünden uzaktı. Buna rağmen ülkemizi bir kez daha Avrupa’nın en büyük sahnesinin finalinde temsil etmeleri ve başarı çıtasını çok yukarıya çekmeleri dahi onların bu listede olması için yeterliydi.

Ancak Obradovic ve ekibi için bu tabii ki yeterli değil. Fenerbahçe yeni sezonda öyle bir fırtına estiriyor ki etkilenmemek elde değil. EuroLeague’de çok zorlu deplasmanlardan önemli eksikleri olmalarına rağmen çıkmayı başardılar. Üstelik bunu yaparken her maçta farklı kahramanlar yarattılar ve adeta bir makine gibi tıkır tıkır işliyorlar. Tüm bunlar onları durdurulması neredeyse imkansız bir takım haline getiriyor. Bunu birazcık da istatistiklerle destekleyecek olursak; Fenerbahçe geride bıraktığımız yılda 76 resmi maçta tam 65 galibiyet elde etti. Play-off’larda dahil olmak üzere ligde çıktıkları 38 maçta 35 galibiyet aldılar ki bu da %92.1’lik bir galibiyet yüzdesi anlamına geliyor. EuroLeague’de ise 36 maçta tam 30 galibiyet alarak yine olağanüstü bir performans gösterdiler. Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda oynadıkları birer maçı da kaybetmeleri ise inanılmaz yüzdeyi biraz düşürdü.

Obradovic’in takımlarının genelde sezonun bu bölümünde bu kadar formda olduklarını görmeyiz. Çünkü neredeyse her zaman en sona kadar giderler ve bu yüzden formlarını sezon sonuna doğru arttırırlar. Ancak Fenerbahçe şu anda kusursuza yakın bir basketbol oynuyor ve tecrübeli koçun bu takımı daha da geliştirebileceğini düşündüğümüzde ortaya tüm rakipleri korkutan bir görüntü çıkıyor. 2019’da da bu formlarını devam edip EuroLeague’de ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeleri, hatta finalde bir diğer temsilcimiz Anadolu Efes‘le karşılaşmaları en büyük dileğimiz.

Basketbol gündemindeki en son gelişmeleri kaçırmamak için tıklayın!